<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title></title>
	<atom:link href="http://ideopolitik.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ideopolitik.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Oct 2008 23:00:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='ideopolitik.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title></title>
		<link>http://ideopolitik.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://ideopolitik.wordpress.com/osd.xml" title="" />
	<atom:link rel='hub' href='http://ideopolitik.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Aydın Menderes: Son 48 yılın tamamı ara rejimdir</title>
		<link>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/24/aydin-menderes-son-48-yilin-tamami-ara-rejimdir/</link>
		<comments>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/24/aydin-menderes-son-48-yilin-tamami-ara-rejimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 23:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ideopolitik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ideopolitik.wordpress.com/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İBRAHİM ALTUNCU Sayın Aydın Menderes ile Haber Ajanda dergisi için Ağustos 2008&#8242;de bir röportaj gerçekleştirdim. Eylül sayısında yayımlanan röportaj her zamanki dağıtım sorunu nedeniyle okurlara ulaşamamıştı. Röportaj umarım ilginizi çekecektir. Aydın Menderes Türkiye’nin önündeki sorunları konuşmak üzere beni kabul ettiğinde Ankara’nın cehennemi sıcaklarına maruz kalan ikimiz için de zor bir röportaj olacağı anlaşılıyordu. Rahatsızlanması [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=38&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_39" class="wp-caption alignleft" style="width: 329px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/qxnxcfoq.jpg"><img class="size-full wp-image-39" title="Aydın Menderes" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/qxnxcfoq.jpg?w=500" alt="Bir büyük trajedinin büyüttüğü çocuk"   /></a><p class="wp-caption-text">Aydın Menderes: Bir büyük trajedinin büyüttüğü çocuk</p></div>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Röportaj:<br />
İBRAHİM ALTUNCU</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><em>Sayın Aydın Menderes ile Haber Ajanda dergisi için Ağustos 2008&#8242;de bir röportaj gerçekleştirdim. Eylül sayısında yayımlanan röportaj her zamanki dağıtım sorunu nedeniyle okurlara ulaşamamıştı. Röportaj umarım ilginizi çekecektir.</em><br />
</span></p>
<blockquote>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><br />
Aydın Menderes Türkiye’nin önündeki sorunları konuşmak üzere beni kabul ettiğinde Ankara’nın cehennemi sıcaklarına maruz kalan ikimiz için de zor bir röportaj olacağı anlaşılıyordu. Rahatsızlanması sebebi ile bir kez ertelemek zorunda kaldığımız buluşmamız için evine gittiğimde rahatsızlığının sürmekte olduğunu üzülerek gördüm. Buna rağmen gerçek bir beyefendi tutumu içinde sabırla sorularımı cevaplamaktan geri durmadı. Ben de kendisini yormamaya özen gösterdim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:-19.2pt;text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İçinde bulunduğumuz Eylül ayının 17’si Türk siyasi hayatının büyük trajedilerinden birinin, Başbakan Adnan Menderes’in katledilmesinin 47. yıldönümü. Tarihimizin bu karanlık sayfalarında millet iradesini, bir çocuk ise babasını yitirdi. Menderes ile tarihin ve siyasetin bu yakın tanığı ile darbeleri, demokrasiyi, AK Parti Türkiyesini ve yakın geleceği konuştuk. Sayın Menderes içinde bulunduğu fevkalade zor şartlara rağmen Türkiye’nin ve dünyanın siyasi ufkunu engin bir vukufiyetle gözlemeye ve yorumlamaya devam ediyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:-19.2pt;text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Aydın Menderes’e göre mevcut siyasi tabloda iktidar partisinin tutumu önem taşıyor. Bu bir anlamda siyasetin yakın geleceğinin de anahtarı. Türkiye’nin daha büyük gerilimleri taşıma kapasitesi her geçen gün zayıflıyor. Dünyadaki gelişmeler ışığında Türkiye’nin de artık önüne bakması gerekiyor. Bu nedenle kısır siyasi çekişmelerden uzaklaşarak siyasi yapı içinde yumuşama ve uzlaşma aranması zorunlu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:-19.2pt;text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ancak yine de siyaset sonsuz tuzaklarla dolu. Yakın gelecekteki gelişmeler siyasi aktörlerin birbirlerine karşı alacakları pozisyonlara bağlı. Uzlaşma için ümit duyuyor Menderes, ama Leibniz’in monadları gibi sıkı sıkıya pencerelerini kapatmış ve kendi iç uzayında, kendi tatmin alanında yaşamayı yeğleyen siyasi yapılarla bu iş zor gözüküyor.</span></p>
</blockquote>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Sayın Menderes Türkiye’de siyaset ve siyaset yapıcılık üzerine düşünceleriniz ile başlayalım isterseniz. Türk siyaseti politika bilimine aykırı birçok hususiyetlere sahip. Darbeler ile demokrasinin yan yana yaşadığı bir ülke Türkiye. Kimilerine göre bu durum siyaset genetiğimizin gereği. Bu anlamda Türk siyasetini nasıl tanımlıyorsunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Aslında darbelerle; irili ufaklı bizim bildiğimiz, hissettiğimiz ve de hiç haberimiz olmayan askeri müdahalelerle demokrasi bir arada yaşayamaz. Onun içindir ki 27 Mayıs’tan bugüne kadar geçen zamanın bir adını koymamız gerekiyor. Geride kalan 48 yılı bazen askeri darbelerin, bazen geniş bir demokrasi ve hürriyet ortamının adeta nöbetleşe Türkiye’yi yönettikleri bir dönem olarak görebiliriz. O 48 yılın tamamı bir ara rejimdir. Ne zamanki ara rejimin müdahale edici unsuru, müdahalesini siyaset ve siyasetçinin üzerinde açık bir dayatmaya dönüştürürse biz o zaman ülkede gerçekten bir demokrasi olup olmadığını düşünüyoruz. Halbuki 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan e-muhtırasının dışında da Türkiye’de asker ve sivil bürokrasinin milli irade üzerinde hemen her zaman için ortaklığı vardır. Ortaklığı daha da büyüktür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<div id="attachment_46" class="wp-caption alignleft" style="width: 241px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/749452910_8befd45e07_o.jpg"><img class="size-full wp-image-46" title="Adnan Menderes" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/749452910_8befd45e07_o.jpg?w=500" alt="Başbakan Adnan Menderes"   /></a><p class="wp-caption-text">Başbakan Adnan Menderes</p></div>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ara rejimin iki gayet önemli sebebi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Cumhuriyet, hatta Cumhuriyet öncesinden gelen özellikle asker ve sivil bürokraside yoğunlaşmış, “Türkiye’de demokrasi olursa ve hürriyetler genişlerse bunlar zararlıdır” korkusudur. Bu korku demokrasi karşısında güçlü bir tutuculuk, halktan kuşku ve son sözün millette değil de laikliğinden kuşku duyulmayacak devletin bazı kurumlarında olması ısrar ve dayatması şeklinde günümüze kadar gelmiştir. Eğer seçilmiş sivil iktidarlar bu kesimlerin beklediği ölçüde laikliğe sahip çıkmıyorlarsa o zaman devreye açık veya kapalı bir müdahale ve darbe tehdidi girmiştir. 1961 seçimlerinden sonra ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olan Ali Fuat Başgil’e ve TBMM’ye yapılan baskılardan günümüze kadar iktidarların tamamı kendilerinden istenmediği sürece milli irade üzerinden bir ortaklığa razı olmuşlardır. Bunu da “eğer direnirsek demokrasi daha büyük zarar görür ve hatta Türkiye çok büyük kargaşalara sürüklenir” kaygısına istinat ettirmişlerdir. Bu düşüncelerinde herhalde samimidirler. Zira farklı kökenlerden gelen farklı iktidarlar benzer durumlarda söz konusu ettiğimiz ortak tutumu takınmışlardır. Bu da son 48 yılın geniş bir ara rejim parantezine dönüşmesine ve bunun devam etmekte olmasına yol açmıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Türkiye’de modernleşme biraz da devletin dayak yemesinin ardından gelişiyor. Kabakçı Mustafalara, Patronalara baktığımızda da, devletin yönetici kadroları bir darbe yemişlerdir, ardından buna çözüm bulmak için modernleşmeye yönelmişlerdir. Sistem yanlış işlemiştir, ama sonuçta da bir Türk modernleşmesi vuku bulmuştur. Bu sürecin tamamında askeri müdahaleler ve toplumsal karışıklıklar önemli oranda rol oynamıştır. Son 48 yıldaki darbeler de siyasetin kabuk değiştirmek için kendi kendini zorlaması anlamında algılanabilir mi, yeni bir dizayna ulaşma çabası mı bu?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Son 48 yıldaki askeri darbeler Türk modernleşmesinin bir gereği olarak ortaya çıkmadılar. Türk modernleşmesine hiçbir katkıda bulunmadılar, Türk modernleşmesinin bir parçası da değildirler. Tam tersine Türk modernleşmesinin çok belirgin bir şekilde önünü kapatmışlardır. Cumhuriyet II. Mahmut’tan itibaren fasılasız olarak yürütülmüş batılılaşma ve çağdaşlaşmanın devraldığı hedeflerini büyük bir hızla ve en yoğun şekilde uygulamak istemiş ve bu yolda oluşabilecek karşı çıkmaları kuvvetle bertaraf edeceğini düşünmüştür. 1950’de Demokrat Parti hükümetinin programında Adnan Menderes: “İnkılapların, bugün kullanılan tabiriyle Atatürk devrimlerinin tutanları vardır. Bunları millet kabul etmiştir. Demokrat Parti de bunların devamını sağlayacaktır. Tutmayan inkılapların ise bugüne kadarki tek parti döneminde yerleştirilmesi, kabullendirilmesi veya kabullenilmesi gerekirdi. Bunlardan Demokrat Parti iktidarı sorumlu olmadığı gibi ısrarcı da olmayacak” demiştir. Böylece Türk modernleşmesinin Cumhuriyetin tek parti dönemine ait, milletimiz tarafından kabul görmüş olanlarının muhafaza edileceği açıklanırken, tutmamış veya halkın yorum olarak karşı çıktıklarında bir ısrar olmayacağı da ifade edilmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Laiklikte tek parti dönemine geri gidilemez</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><span style="text-decoration:none;"> </span></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Laiklik Türk modernleşmesinin, en azından belli çevreler tarafından, “olmazsa olmazı” olarak görülmüştür. Bunu tartışmanın hiçbir zaman için Türkiye’ye bir faydası yoktur. Ancak tek parti döneminde kamu kesimi ile insanların özel hayatlarında dinlerinin gereğini ve inançlarını yerine getirmede laikliğin çizdiği çizgi din ve vicdan hürriyetini son derecede kısıtlamakta idi. Bunun bu şekilde devam edebilmesi mümkün değildi. Demokrasi bu çizgiyi din ve vicdan hürriyetinin daha lehine olacak bir şekilde 1950’de yeniden çizmiştir. Bundan dolayı Demokrat Parti’yi eleştirenler, hatta 1950’yi bir karşı devrim olarak dillendirenler vardır. Ancak başta ezanın istenildiği dilden okunmasından tutunuz, milletin ibadethanesini yaptırmaya, bir imam tayin ettirmeye, çocuklarına jandarma korkusu ve baskısı olmadan Kur’an öğretmeye ve buna benzer hürriyetlerinin büyük bir kısmı arada dört askeri müdahale yaşanmış olmasına rağmen milletimizin elindedir ve devamını korumuştur. Lakin 28 Şubat döneminde din ve vicdan hürriyeti kapsamına giren milletimizin demokratik kazanımlarının bazısında geri gidişler olsa da, bunların büyük bir kısmı Türkiye’nin yaşanan bir gerçeği olarak devam etmektedir. Bundan böyle Türkiye’de laiklik ile ilgili uygulamada Cumhuriyetin tek parti dönemine geri götürülmesi mümkün değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">AKP laiklikte yeni bir adım atmazsa sorun yaşamaz</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Son söylediğinizden hareketle devam etmek istiyorum. Yakup Kadri Politika’da 45 Yıl adlı kitabında İnönü’nün askeri darbe ihtimalini sık sık dillendirerek adeta Meclis üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırdığını anlatır. O gün de, bu gün de genç subaylar sendromu hükümetlerin hep gündeminde. Türkiye’nin son iki yılına bakarak bu sendromun artık aşıldığını söyleyebilir miyiz? Yoksa Türkiye bir geçiş döneminin ardından yeniden eski siyasi dokuya dönüş yapabilir mi? Böyle bir tehlike seziyor musunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<div id="attachment_47" class="wp-caption alignnone" style="width: 470px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/286226co5.jpg"><img class="size-full wp-image-47" title="Yassıda" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/286226co5.jpg?w=500" alt="Yassıada komedisinden bir sahne"   /></a><p class="wp-caption-text">Yassıada komedisinden bir sahne</p></div>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Anayasa Mahkemesi’nin gerek üniversitelerde türbanı serbest bırakacak anayasa değişikliklerinin iptali kararı ve gerekse AKP’yi kapatmamasına rağmen laikliğe karşı fiillerin odağı olarak kabul eden kararı bugün Türkiye’de fiilen ve hukuken bir çizgi çizmiş durumdadır. Başta özellikle türban olmak üzere, laik kesimin üzerinde aşırı duyarlılık göstereceği konularda AKP yeni bir adım atmadığı takdirde kendisine bunların dışında bırakılan alanda bir iktidar olarak istediklerini yapabilecektir. Bugün için varılan nokta budur. Bu doğal olarak demokratik bir durum değildir. Hukuk devletine de uygun değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu iptal kararının, gerekçeleri açıklandıktan sonra, demokrasi ve hukuk devletine ne kadar uyup uymadığı çok geniş bir şekilde tartışılacaktır. Hukukçuların ve kamunun büyük bir ekseriyetinin kanaati ise uygun olmadığı şeklinde tezahür edecektir. Böyle bir durumu kabullenip kabullenmemek doğal olarak o günkü iktidarın olduğu gibi bundan sonra gelecek iktidarların da elindedir. “Elindedir” derkenki kastım; bu konuda demokrasi ve hukuk devleti adına yapmak istedikleri değişikliklere teşebbüs edebilirler. Ancak bunlar çok büyük bir ihtimalle Anayasa Mahkemesi’nden geri dönecektir. Bu itibarla teşebbüs etmek ellerinde, ama istedikleri sonucu alabilmek ise en azından tahmin edilebilir bir gelecek için son derece de zor gözükmektedir. “Nasıl çıkılabilir, bu konuda neler yapılabilir?” hususu doğal olarak ayrı bir konu ve ayrı bir sorunun cevabı olmaktadır. Ancak bugün için gözüken durum ifade etmeye çalıştığım gibidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Anayasa için geniş tabanlı mutabakat olmalı</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Laiklik deyince Türkiye’nin önüne demokrasi dışı olgular çıkabilir diyorsunuz.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Evet. Yani ya bu yolda yapılacak anayasa değişiklikleri çok büyük bir ihtimalle Anayasa Mahkemesi’nden döner ya da iş bir kapatma davasına kadar götürülebilir. Buna mukabil esasen bu tür değişikliklerin, hele hele anayasada yapılacak köklü bir değişikliğin genel bir mutabakata yaslanması az çok demokrasinin bir parçasıdır ve aynı zamanda söz konusu ettiğimiz engellerin aşılmasında çok büyük bir katkısı olabilecektir. Ancak bugün için şu somut durumla karşı karşıyayız. Mevcut iktidar en azından Avrupa Birliği’ne üyelik süreci bağlamında bu Ekim ayıyla birlikte yeni anayasa değişiklikleri getirmek durumundadır. Buna ise ana muhalefet partisi bugünden tümüyle kapılarını kapatmıştır. İktidarın sırf bu sebepten dolayı söz konusu değişikliklerden vazgeçeceğini sanmıyorum. Buna rağmen bu değişikliklerin akıbeti ne olur? CHP’ye rağmen gerçekleşirse Anayasa Mahkemesi açılacak bir iptal davasında bunların Avrupa Birliği’ne uyum için çıkartıldığı gerekçesi ile iptal etmeyebilir mi, yoksa eder mi, bunu bugünden kestiremeyiz. Ama bütün bunları bir tecrübe halinde yaşayacağız. Şu anda Türkiye’de demokrasiyi ve hukuk devletini yeterli bulmayanların, siyaset içinde ve dışında bu kanaatte olan herkesin bu husustaki ısrarlarını sürdürmeleri ve daha büyük bir halk desteğini arkalarına alma çalışmaları hiç şüphe yok ki gayet önemli ve faydalı bir girişim olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Uzlaşma yakın bir gelecekte olabilir</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Gazete yazılarınızdan biri de uzlaşma üzerineydi. Bu yazılarınızda siyasi ortamın gerginlikten uzaklaşması için Başbakana büyük görev düştüğünü belirtiyor ve uzlaşma için dört ana adım sunuyorsunuz. Bunlar: kurumlar arası diyalog, Siyasi Partiler Yasasında değişiklik, Anayasada değişiklik ve bu değişikliklerin geniş tabanlı bir uzlaşma içinde topluma sunulması… Ama sizi bu konuda çok ümitli görmüyorum.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Tamamen ümitsiz de değilim. Belki de önemli olan kısmı da budur. Bazı din ve vicdan hürriyeti kapsamına giren eylemlerin sonsuza kadar laikliğe aykırıdır diye engellenebileceğini zannetmiyorum. Laikliği hiç kimse kaldırmadığı gibi buna başta iktidar olmak üzere kimsenin niyeti de yoktur. Böyle bir hazırlığı, alternatifi ve imkânı da bulunmamaktadır. Eğer bazı çevreler bu iki hususu net bir şekilde görürlerse din ve vicdan hürriyeti kapsamına giren bazı fiillerin en azından kontrollü ve tedrici bir şekilde serbest kılınmasından yana bir irade ortaya koyabilirler. Bu kendi adlarına da, memleket adına da, bu milletin birlik ve beraberliği adına da makul bir adım olur. Aynı şekilde demokrasi adına bu değişikliklerin yapılmasını isteyenler, sözgelimi, AKP iktidarı da en azından gücünün sınırlarını şu geride bıraktığımız beş yıl içinde alabildiği kadar sınadığına göre, o da böyle bir uzlaşmanın yanında olabilir ve hatta bu hususta belki de ilk adımları atmaya çalışabilir. Ben eninde sonunda böyle bir uzlaşmanın gerçekleşeceğine inanıyorum. Ama gönül ister ki bu uzlaşma kademeli bir şekilde de olsa Ekim ayından itibaren bazı somut verilere dayanacak şekilde bir an önce başlayabilmelidir. Eğer bugünkü iktidarın uzlaşma yerine dayatarak ve zorlayarak, tabii tamamen demokrasinin kuralları içinde böyle bir yolu deneyerek bunları gerçekleştirebileceğine dair bir kanaati varsa bunun gereğini yapmakta da kendisi adına hürdür. Uzlaşma mı, çatışma mı bu yolların tercihi o partiye aittir. Başbakan Erdoğan’ın kapatma davasının süresi içindeki tutumunu AK Parti’nin kapatılmaması doğrultusunda ve bunu temin etmek için gerilimi en alt düzeyde tutmaya çalışan bir tavır olarak gördüm. Bunu yakın gelecekteki bir uzlaşmanın habercisi olarak da kabul edebiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İttihatçı aramak entel bir takıntı</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Tercüman gazetesindeki köşenizde bir süredir İttihat Terakki üzerine yazıyorsunuz. Babanız merhum Menderes de iktidar döneminde Türkiye’de İttihatçılarla İtilafçıların kavgasına benzer bir siyaset ortamı yaratmak isteyenlerden şikayet ediyor. Ama sonuçta Türk siyaseti bu Karagöz kavgasından hiçbir zaman kurtulamadı. Bu noktadan hareketle Menderes-İnönü, Demirel-Ecevit, Demirel-Özal ve Baykal-Erdoğan çatışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle Baykal, Cindoruk, Demirel gibi önemli siyasi figürlerin Erdoğan hükümetine yönelik baskısını ve devletin diğer kurumlarını direkte eder tavırlarını nasıl anlamak gerekir? Mesela, bunca darbe deneyimi yaşamış Süleyman Demirel’in demokrasi cephesinde yer alarak aktif bir mücadele vermesi gerekmez miydi?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Günümüzde İttihatçı aramayı biraz entel bir takıntı ve bizi aydınlatmaktan çok örtmeye hizmet edebilecek bir uğraşı olarak ifade etmeye çalıştım. “Demokrasi ve hürriyeti arttırırsak laiklik tehlikeye girer” düşüncesi Cumhuriyeti kuran iradeye aittir. Bu iradenin laiklik ile ilgili tercihi üzerinde en azından bugün için hiçbir tartışma yoktur. Kaldı ki Demokrat Parti, Adalet partisi, bunlarla kurulmuş koalisyon hükümetleri ve son AKP iktidarı döneminde laiklik zayıflamamıştır. Ancak kamusal alanla özel alan arasında vicdan hürriyetini geniş kitlelerin daha rahat kullanabileceği yeni bir dengeye ulaşılamamıştır. Bunu aktif olarak engelleyenler bir türlü kökü sona ermemiş İttihatçılar değildir. Onlar sevapları ve günahlarıyla milletin, tarihin ve yarın da Allah’ın huzurunda kendi hesaplarını kendileri vereceklerdir. Ama hele hele günümüzde, hatta 1920’lerden günümüze kadar ortaya çıkmış jakoben tutumda bir İttihatçı ya da İttihatçılık aramanın doğru bir iş olmadığı kanaatindeyim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Tek partililik Demirel’in ruhunda varmış</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Sorununuzun ikinci bölümü diyebileceğim yakın zamana kadar demokrasinin savunuculuğunu yapmış, en azından öyle bir imaj bırakmış bazı isimlerin günümüzdeki bunun tam tersi tutumları üzerinde de düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım. Baykal kısmını izah etmek çok daha kolay. Demirel ve Cindoruk için söylenebilecek şey ya da benim değerlendirmem şudur. Her şey aslına rücu eder derler. Ne kadar zaman zaman demokrasiyi pek de cansiperane savunmuş olsalar da demek ki bu büyüklerimizin ruhlarının ve kişiliklerinin bir yerinde söküp atamadıkları bir tek partililik vardır. Buraya rücu etmişler. Belki de bunu hep dışa vurmak istemişler, ama siyaset yaptıkları dönemin rüzgârlarına bu tamamen ters olacağı için bunu yapmamışlar veya yapamamışlar, içlerinde kalmış. Şimdi de bir özlem gideriyor olmalıdırlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Karagöz oyunlarında idamlar, hapishaneler olmaz</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Adnan Menderes 4. hükümet döneminde bir Meclis konuşmasında şöyle diyor: Biz kimseye kendimizi beğendirmek mecburiyetinde değiliz. Biz NATO’nun bir sığıntısı değiliz beyler. Biz NATO’nun içinde müsavi haklarla yer almış, birbirlerine şerefli ve müsavi taahhütlerle bağlanmış müttefik devletleriz.” Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı da yaptığı bir açıklamada “Menderes asılmasaydı Rusya’ya ziyaret gerçekleştirecekti” diyor. O dönemde Rusya ile Menderes hükümeti arasında işbirliği gelişiyordu. Nitekim Menderes’ten sonra Demirel hükümetleri döneminde Rus yatırımları gerçekleştirildi. Batılı devletlerin Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini geliştirmesinden rahatsızlık duyduğu ortada. Siz 27 Mayıs darbesine bu açıdan bakıyor musunuz? Türkiye’deki darbelerin küresel siyasi pozisyonlarla ilişkisini nasıl tanımlıyorsunuz? Buna ek olarak, 27 Mayıs’ı gerçekleştiren kadroların arkasında veya içinde Ergenkonvari bir yapılanma olduğunu düşünüyor musunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">27 Mayıs’ta dış dinamiklerin rolü olabilir, ama 27 Mayıs iyi bir şeyse bunun mükafatının tamamına yakını, kötü bir şey ise siyasi ve tarihi sorumluluğunun yine tamamına yakını İsmet Paşa’ya ve CHP’ye aittir. Türk siyasetinin hangi dönemlerinin bir Karagöz oyununa benzetilebileceğini bilmiyorum, ancak 1946 ve 1961 17 Eylül arası tüm Türk tarihinin en büyük trajedilerinden, eski tabirle söyleyecek olursak hailelerinden biridir ve Karagöz oyunlarında idamlar, hapishaneler olmaz. Kaldı ki 27 Mayıs’ın ardından Türkiye yine bir on yıllık dönemden sonra kan gölünün üzerine oturmuştur. 1950-60 arasında siyasi sebeple darağacı kurulmamıştır, idam yoktur, yargısız infaz yoktur, faili meçhul cinayet yoktur, terör yoktur, anarşi yoktur. Tarihimiz içinde bu on yıl bu açıdan tam bir istisnadır. 60’tan sonra ise nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızı hepimiz gayet iyi biliyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ergenekon anlayışı daima olageldi</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ergenekon… bir başka ifade ile bir pundunu bulup demokrasiyi devre dışı bırakıp askerle birlikte ya da askeri bu işin bir parçası haline getirerek yerine getirme tutkusu ve bunun için örgütlenme girişimlerinin tarihi 1950’lere kadar uzanmaktadır. Hatta 45’lere kadar uzanacağını rahatlıkla söylemek mümkündür. 27 Mayısçıların bazı üyelerinin bir darbe yapmak için 1954’ten önce bir araya gelmeye başladıklarını hemen 1960 darbesinin akabinde Abdi İpekçi ve Ömer Sami Coşar’ın 27 Mayıs ile ilgili yazdığı kitaptan beri yakından biliyoruz. Dolayısıyla şartlara göre zaman zaman uykuya çekilen, zaman zaman atağa kalkan, zaman zaman bir yolunu bile bulabilen böyle bir düşünce ve örgütlenme geleneğinden bahsetmek doğrudur ve gereklidir. Ancak zaman uzadıkça bunların aralarındaki organik bağın ne olduğu, devam edip etmediği veya nasıl değiştiği doğal olarak ayrı bir inceleme ve araştırma konusudur. Ama böyle bir anlayış hep olagelmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Cumhurbaşkanlığı seçimi, Dağlıca baskını, Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahalesi, Ergenekon tutuklamaları, kapatma davası… Birbirini takip eden bu bir dizi olay arasında mantıklı bir bağlantı kurulabilir mi?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Kurulabilir. Kuranları veya kurulanları veya görebilirsek onların üzerinde konuşabilir, tartışabilir, eleştirilerde bulunabiliriz. Ama kendi gözümle baktığım vakit o olaylar arasında zorunlu diyebileceğimiz bir sebep sonuç ilişkisi göremiyorum. Tabii bu sadece benim düşüncemdir. Başkaları farklı bir yaklaşımla farklı sonuçlara varabilirler. Ancak bu gibi olaylar arasındaki bağın sadece makul bir bağ olması böyle bir iddiayı kanıtlamak için yetmez. Tabii ki daha detaylı ve somut delillere ve olgulara da ihtiyaç olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">AK Parti kapatılırsa DTP oyları artmaz</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yaklaşan yerel seçimler öncesinde Yargıtay Başsavcısının yeni bir hamle yapabilme ihtimali bulunuyor. Gerekçeli kararın ardından partinin Hazine yardımı kesintisi cezası almasına neden olan yöneticilerin siyaseten yasaklanması konulu yeni bir davanın yolda olduğu söyleniyor. Öte yandan DTP’nin kapatma istemli davası halen Anayasa Mahkemesi’nde görülüyor. Bu gelişmeler ışığında Mart 2009 yerel seçimlerini nasıl görüyorsunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bugün DTP’ye baktığınız vakit bunların milletvekili ve her kademedeki yöneticilerinin büyük bir ekseriyetinin kökenlerinin eski CHP’li ve solcu olduklarını görürüz. Sadece bu yönleri dolayısıyla da Güneydoğudaki oyların ve ayrıca Türkiye’nin her yerindeki “Ben Kürdüm” diyen insanların oylarını almakta birinci parti ve büyük ekseriyet sahibi olması kesinlikle söz konusu değildir. AK Parti kapatılırsa, şartlar ne olursa olsun, ister yerel seçimler, ister genel seçimlerde millet onun yerine oy vereceği bir partiyi bulacaktır. Bu parti en az AKP’nin aldığı oyu Türkiye’nin bütün bölümlerinde ve kesimlerinde de alacaktır. O itibarla AKP kapatıldığı takdirde DTP oylarının artacağı kanaatini taşımıyorum. Buna mukabil, DTP kapatılırsa bu parti milletvekili seçimlerinde bile bağımsız milletvekili çıkartabildiğine göre çok rahat bir şekilde özellikle Güneydoğuda ve Doğuda bağımsız yerel yöneticiler seçtirebilecektir. Bu itibarla yerel seçimlere bu iki partinin kapatılıp kapatılmamasının gerek Türkiye, gerek bölge bazında çok büyük bir değişiklik getireceğini sanmıyorum. AK Parti için yerel seçimlere kadar yeni bir kapatma davası açılacağını da hiç tahmin etmiyorum. DTP ile ilgili kararın ise muhtemelen yerel seçimler sonrasına bırakılabileceğini düşünüyorum.</span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ideopolitik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ideopolitik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ideopolitik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ideopolitik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ideopolitik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ideopolitik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ideopolitik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ideopolitik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ideopolitik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ideopolitik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ideopolitik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ideopolitik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ideopolitik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ideopolitik.wordpress.com/38/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=38&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/24/aydin-menderes-son-48-yilin-tamami-ara-rejimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">ideopolitik</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/qxnxcfoq.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Aydın Menderes</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/749452910_8befd45e07_o.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Adnan Menderes</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/286226co5.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yassıda</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Numan Kurtulmuş: Milletin iradesi kimsenin cebinde değil</title>
		<link>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/numan-kurtulmus-milletin-iradesi-kimsenin-cebinde-degil/</link>
		<comments>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/numan-kurtulmus-milletin-iradesi-kimsenin-cebinde-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2008 09:28:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ideopolitik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Numan Kurtulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Recai Kutan]]></category>
		<category><![CDATA[Saadet Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ideopolitik.wordpress.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İBRAHİM ALTUNCU Uzun yıllardır ilgiyle takip ettiğim Sayın Numan Kurtulmuş bugün itibarıyla Saadet Partisi Genel Başkanlığına ittifakla aday gösterildi. Türkiye&#8217;nin siyasi geleceği açısından büyük değer taşıdığına inandığım Sayın Kurtulmuş ile mayıs ayında Haber Ajanda dergisi için bir söyleşi gerçekleştirmiştim. Ancak dağıtım sorunları nedeniyle okurlara ulaşamayan bu söyleşi belli bir çevre dışında ses getirmemişti. Şimdi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=25&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:Wingdings; 	panose-1:5 0 0 0 0 0 0 0 0 0; 	mso-font-charset:2; 	mso-generic-font-family:auto; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 268435456 0 0 -2147483648 0;} @font-face 	{font-family:Verdana; 	panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536871559 0 0 0 415 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p.MsoFooter, li.MsoFooter, div.MsoFooter 	{margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	tab-stops:center 8.0cm right 16.0cm; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0 	{mso-list-id:502597561; 	mso-list-type:hybrid; 	mso-list-template-ids:-1001258346 69140481 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485;} @list l0:level1 	{mso-level-number-format:bullet; 	mso-level-text:; 	mso-level-tab-stop:36.0pt; 	mso-level-number-position:left; 	text-indent:-18.0pt; 	font-family:Symbol;} @list l1 	{mso-list-id:1747536203; 	mso-list-type:hybrid; 	mso-list-template-ids:1527053640 69140481 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485;} @list l1:level1 	{mso-level-number-format:bullet; 	mso-level-text:; 	mso-level-tab-stop:36.0pt; 	mso-level-number-position:left; 	text-indent:-18.0pt; 	font-family:Symbol;} ol 	{margin-bottom:0cm;} ul 	{margin-bottom:0cm;} --><!--[if gte mso 10]&gt; &lt;!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} --> <!--[endif]--></p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 435px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/dsc094111.jpg"><img class="size-full wp-image-27" title="Numan Kurtulmuş" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/dsc094111.jpg?w=500" alt="Numan Kurtulmuş"   /></a><p class="wp-caption-text">Numan Kurtulmuş</p></div>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Röportaj: İBRAHİM ALTUNCU<br />
</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><em><span style="font-family:Verdana;">Uzun yıllardır ilgiyle takip ettiğim Sayın Numan Kurtulmuş bugün itibarıyla Saadet Partisi Genel Başkanlığına ittifakla aday gösterildi. Türkiye&#8217;nin siyasi geleceği açısından büyük değer taşıdığına inandığım Sayın Kurtulmuş ile mayıs ayında Haber Ajanda dergisi için bir söyleşi gerçekleştirmiştim. Ancak dağıtım sorunları nedeniyle okurlara ulaşamayan bu söyleşi belli bir çevre dışında ses getirmemişti. Şimdi bu söyleşiyi okurlarıma yeniden sunuyorum. </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;">
<blockquote>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türk siyaseti 2002’den sonra esaslı bir değişim sürecine girdi. Türkiye’nin son 30 yılına damga vuran partiler ve liderleri kapsamlı bir tasfiye yaşadılar. Kimilerine göre bu restorasyon dünyanın yeni şekli ile ilgiliydi. Değişen uluslararası dinamikler ve çağın ruhu bunu gerektiriyordu. Türkiye dünya ile entegre, esnek, liberal, uzlaşmacı bir yapıya ihtiyaç duyuyordu ve bunun adresi belliydi: Adalet ve Kalkınma Partisi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">2007’ye kadar hemen her şey yolunda gitti. Dünya Türkiye’nin ekonomide kazandığı başarıları alkışlıyor, paralize olmuş iç muhalefet ise şaşkın şaşkın etrafına bakınıyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça Türkiye’ye bir haller oldu. Ekonomi yaklaşan kargaşanın ipuçlarını vermeye başlıyor, “özel organizatörlerin” ateşlediği kitleler meydanlara itiliyordu. Sistemin son kalesi diye nitelendirdikleri Köşk’ün anahtarını vermemeye ant içmiş yüz binlerin “kırmızı-beyaz devrim” çığlıkları sokaklara taşıyordu. Ama umduklarını bulamadılar, hem Köşk gitti, hem seçimlerde kallavi bir sille daha yediler. O zaman “demokrasi ile çözemiyorsan, yargı var” siyasi atasözüne kulak verildi. Türkiye yeniden bir parti kapatma davası ile karşı karşıya bırakıldı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">2008 yılına geldiğimizde Türk siyasi hayatında lider ve potansiyel lider adaylarının tamamı yok edildiler. Zemin köklü bir hafriyat ile tesviye edildi ve Türkiye için tek bir lider bırakıldı, o da Recep Tayyip Erdoğan. Şimdi açılmış bir dava ile bu lider de kayıtlardan düşürülmeye çalışılıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">İşte geldiğimiz bu tarihi dönemeçte, Türk siyasetini sarmalayan kargaşayı “toz bulutları içinde ışıltısı fark edilen taze bir yıldız” ile konuştuk. Prof. Dr. Numan Kurtulmuş geniş halk kitlelerinin henüz yeterince tanımadığı, siyaset mahfillerinde ise esatiri bir isim. Türkiye ve dünyayı nasıl gördüğü, siyasi emelleri, demokrasi ve millet anlayışı kuşkusuz bizim için de merak konusuydu. Yaklaşan Saadet Partisi kongresi, Sayın Başbakan ile yaptıkları önemli görüşme, kapatma davasına bakışı, bölgedeki gelişmeler ve Milli Görüş’ün geleceği gibi herkesin ilgi alanındaki birçok hususu Numan Kurtulmuş ile derinlemesine konuşma fırsatı bulduk. Kontrollü ve ketum, ama siyasetin ihtiyaç duyduğu bilgi, dürüstlük ve samimiyeti fazlasıyla bünyesinde barındıran bir şahsiyet ile karşı karşıyayız. Artık siyaset kendisinden proaktif, daha hızlı, agresif adımlar bekliyor. Görünen köy kılavuz istemiyor, Sayın Kurtulmuş’u “siyasi liderler ligine hoş geldin” diyerek, okurlarımızla baş başa bırakıyoruz.</span></p>
</blockquote>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Türk seçmeni siyaseti bir efsane dolayımından geçerek algılamayı seviyor. Türkiye’de bir gizli gündem daima var. Kamuoyunda isminiz bir efsane havası içinde algılanıyor. Bu nedenle herkes sizi merak ediyor. Öncelikle bu efsanenin rasyonel bir fotoğrafını çekmek istiyoruz.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türkiye sıradan bir ülke değil, bu topraklarda 1100 senedir var olagelen bir medeniyet geleneğinin temsilcisi olan bir ülke. Bu anlamda da Türkiye’de yapılması gereken siyaseti sıradan, alışılagelmiş basmakalıplarla yapılabilecek bir siyaset olarak algılamıyorum. Sahip olduğumuz medeniyet değerlerini kuşatan ve bütün bir mirasın tarihsel ağırlığını da sırtında hisseden bir kararlılıkla siyaset yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de, Türkiye siyasetinde söz söyleyecek olanların mutlaka bir büyük iddianın sahibi olmaları gerekir. Bu iddia, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları iyileştirerek, yeniden büyük Türkiye’yi kurma iddia ve iradesi olmalıdır. Üstad’ın dediği gibi ‘sağına soluna kim var kim yok diye bakmadan Türkiye’yi yeniden büyük Türkiye haline getirme irade ve kararlılığına sahibiz’ cesaretiyle, donanımıyla, birikimiyle ortaya çıkabilmemiz lazım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Siyasetimizin temel bakış açısı medeniyetimizdir</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Türk siyasetinde bir ufuk eksikliği, bir vizyon eksikliği görüyorsunuz yani.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Kuşkusuz Türk siyasetinin birtakım yapısal sorunları var. Türkiye siyaseti bilgiye dayalı olmaktan ziyade, ne yazık ki gerilimler, vehimler üzerinden cereyan ediyor. Bu gerilim siyaseti taraflara başlangıçta oy kazandırıyor gibi görünüyor, ama bundan Türkiye kaybediyor. <strong></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türkiye bir büyük küresel mücadelenin tam ortasında bulunuyor. Benim tabirimle bu bölgenin amiral gemisi olan bir ülke Türkiye. Dolayısıyla burada alışılmış gerilimlerden, vehimlerden, karşıtlıklardan siyaset oluşturma devrinin geride kalmış olması gerekir. Türkiye bunu 12 Eylül öncesinde yaşadı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Siyasetimizin temel bakış açısının medeniyet olması gerektiğini ifade ediyorum. Bir büyük medeniyetin vârisi olarak varız. Bütün küresel gelişmeleri bileceğiz, ama bu küresel gelişmelerin rüzgârına kapılıp ait olduğumuz medeniyetin temel değerlerini, dünya ve Türkiye için bunun ne ifade ettiğini asla unutmayacağız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Darbeler ülkeyi küçük düşürüyor</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">12 Eylül örneğini verdiniz. Türkiye’de siyaset bugün bir çıkmaz içinde, bu açıdan yeniden bir darbe bekliyor musunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Ümit ederiz ki Türkiye darbeci geleneği artık çok geride bırakmış olsun. Türkiye’de hiçbir darbe millete yaramamıştır. Tam tersine, darbeyi yapanların bile niyetlerinin zıddına bir gelişme ortaya koymuştur. 1960 darbesi ortadadır. Demokrat Parti’ye yapılmış, ama onun devamı olan Adalet Partisi’ni ortaya çıkarmıştır. 12 Eylül darbesi kapattığı dört partiyi yeniden daha güçlenmiş olarak karşısında bulmuştur. Darbeler ülkeyi küçük düşürüyor, demokrasinin gelişmesinin önüne geçiyor. Dolayısıyla bırakın darbeyi, demokrasi dışı gelişmeleri tasvip etmenin, teşvik etmenin, bunları mümkün görmenin artık Türkiye demokrasisi açısından ciddi bir ayıp olduğunu ortaya koymamız gerekir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Bir medeniyet krizi ile karşı karşıyayız</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Siyasi fikirlerinizin gerektirdiği genel tespitleri ve eğilimleri biliyoruz, ancak paradigmatik bakış açılarıyla çözümlenemeyecek hususlar da var. Dünya bir süredir ağırlığı giderek artan bir küresel ekonomik kriz olgusu ile karşı karşıya. Öte yandan gıdada gelecekte patlaması öngörülen fırtınanın ilk rüzgârları esmeye başladı. Bir başka temel sorun ise enerji çatışması. Dünya giderek küresel bir çatışmaya doğru mu ilerliyor? Bu krizler küreselleşme ekseninde bir kırılma noktası mıdır? Tarih küresel finans akımlarının fiktif ve sanal karakterine karşı üretimin ve üretime bağlı yapıların bir devrim hazırlığına tanıklık edebilir mi? Numan Kurtulmuş’un yaşadığımız kürenin cehennemi siyaseti ile ilgili yorumlarını almak istiyoruz.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Son altı-yedi yıllık konferanslarımda tam da bu konuyu anlatmaya çalışıyorum. Bugün modern batı değerleri üzerinde yükselen ve son üç asırdır dünyaya hakim olan medeniyet ortaya koyduğu bütün değerleriyle bir çöküşe, bir duraksamaya girmiştir. Bu kriz sadece ekonomik, askeri, politik değildir, adı doğru konması gerekirse bir medeniyet krizinden ibarettir. Bunun temelleri de 1970’lerin başındaki petrol krizleriyle şekillenmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Sanayi kapitalizmi orta direk üzerinden bir refah toplumu oluşturdu. Bu refah toplumu bütün dünyaya yayıldı. Bütün büyük uygarlıkların işler çok iyi gidiyor zannettiği bir anda gelip duvara tosladığı bir tarih vardır, o dönem de batı kapitalizmi için birinci ve ikinci petrol krizleridir. Bir anda üretim maliyetleri iki-üç katına yükselmiştir. O krizden sonra batıdaki stratejlerin üzerinde durduğu iki soru var. Birincisi, bundan sonra dünyanın hangi bölgelerinde bize alternatif küresel bir medeniyet çıkar? Üç bölgeye işaret etmişlerdir; birisi İslam coğrafyasıdır, yani Türkiye’nin amiral gemisi olduğu coğrafya. Bir diğeri o tarihte uyuyan bir dev olan Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Bir diğeri Asya-Pasifik kaplanları dediğimiz Japonya’nın öncülüğündeki ülkelerdir. Bu medeniyet havzalarının her birisinin üzerine baskıların yoğunlaştırılması stratejileri de geliştirildi. Özellikle bizim amiral gemisi olduğumuz, tam dünyanın orta yerinde Endonezya’dan Fas’a kadar uzanan coğrafya birinci derecede ilgilerini çekti. Büyük Ortadoğu Projesinin temelleri o zamanlar atılmıştır. Sizin dediğiniz küresel krizle ilgili söyledikleri de şuydu: bu süreç kapitalist sistemin, sanayi kapitalizminin krizini ortaya çıkarıyorsa bundan kurtulmanın yolu ne olabilir? İki cevap buldular. Bunlardan birisi küreselleşme, ikincisi ise ileri teknolojilerin üretilmesiydi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Yerkürede servet belli ellerde toplandı</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Sanayi kapitalizmi 1970’lerden beri çok ciddi bir yapısal sorunla karşı karşıyadır. İleri teknolojilerle bu süreci biraz geciktirdiler. Ama bugün geldiğimiz noktada sanayi ötesi dönemin yeni krizleri ortaya çıkmıştır. Benim bir iktisatçı olarak kanaatim gıda, enerji, su krizi gibi büyük krizler ortaya çıkacaktır ve sanayi ötesi dönemin petrol krizleri de bunlar olacaktır. Hatta daha ağır krizler olacaktır. Sanayi kapitalizmi refahı toplum kitlelerine yaydı, ama sanayi sonrası dönem ya da finans-kapitalizm dediğimiz dönemde neo-liberal politikalar uygulanarak yerkürede servet belli ellerde toplandı. Birleşmiş Milletler’in 2005 dünya raporu da çok açık ifade ediyor, dünyadaki en önemli sorunlardan birisi sermayenin artık sonraki nesillere dahi devredilemeyecek şekilde belli ellerde toplanmasıdır. Dünyada birkaç yüz şirket bütün ulus devlet ekonomilerinin önüne geçti. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz aylarda ABD’de bu finansal kriz ortaya çıktığı zaman Amerikan Merkez Bankası’nın başkanı Bernanke ilginç bir laf etti. Dedi ki, “Amerikan ekonomisinin en büyük sorunu artık milli bir ekonomi olması vasfını kaybetmiş olmasıdır.” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bugün dünyada 3,5 milyar insan günde 2 doların altında bir gelirle geçiniyor. ABD’de 35 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde; firavunlar, Nemrutlar döneminde dahi bu kadar gelir eşitsizliği olmamıştır. Bu finans-kapitalizmin ve batı medeniyetinin değerleri içinde asla çözülemeyecek bir sorundur. Bütün dünyada çok büyük kırılmalara, yeni gelişmelere gebe olan bir sorundur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Kuzey-güney ayrımı dünya gündemini belirleyecek</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Aslında dünyayı doğu-batı olarak değil de, değindiğiniz şekilde kuzey-güney diye, hatta diyagonal bir çizgiyle ayırmak lazım artık.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Öyle görünüyor. İslam coğrafyası onun için çok önemli. Dünyayı ikiye bölün, kuzeyinde zengin ülkeler AB, Rusya, ABD, Kanada, Japonya, Çin’in gelişmiş bölgelerini oraya koyun, giderek daha zenginleşecek olan bir bölgedir. Giderek daha fakirleşecek olanlar ise güney ülkeleri. Böyle bir kuzey-güney ayrımı önümüzdeki on yıllarda dünya gündemini belirleyecek çok ciddi sıkıntılardan biri olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Finans-kapitalizmin en önemli problemlerinden birisi reel üretimden uzaklaşmasıdır. Bugün dünyadaki beş büyük gıda üreticisi şirket dünya borsalarının en çok oynayan, en çok kazanan aktörleridir. Sadece gıda sektöründe spekülasyon yapmıyor, aynı zamanda buradan kazandığı paralarla bütün dünya piyasalarındaki finansal marketlere girerek spekülasyonlar gerçekleştiriyor. Dünyada bugün yeni, güçlü sektörlere bakın; bankacılık, finans, reklam, turizm sektörü. Bunlar ne üretiyor, diye baktığımız zaman; bankacılık parayı zamana karşı satıyor, zamanı pazarlıyor; sigortacılık riski satıyor; reklamcılık imajı satıyor; turizm ise boş vakit satıyor. Bunların hiçbirisi reel bir üretim değil. Dünya ekonomisinin ciddi sıkıntılarından birisi de bu. Şu anda iğneden uzay aracına kadar üretimin 12-13 katı daha büyüklükte reel olmayan üretim var.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Neo-liberal politikaların sonu geliyor</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Amerika’da ve diğer borsalarda kâğıtların değerinin düşmesini üretimin bir baskısı olarak nitelemek mümkün mü? Üretimin başkaldırısından, bir milli ekonomi akımından söz edebilir miyiz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Artık neo-liberal politikaların sonu geliyor. Bu politikaların küresel anlamda uygulanabilirlik imkânı yoktur. Çünkü çok büyük kitleleri karşısına alıyor. Bu kadar geniş kitleleri karşısına alan bir ekonomik sistemin devam edebilmesi için iki şey yapması lazım. Birincisi, karşısındakilerin elindeki bütün güçleri kendi elinde toplaması, yani iktisadi sömürü; bir diğeri ise silahla kafalarını ezmesi, o da ülkelerin işgalidir, daha fazla savaş demektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">70’li yıllardaki birinci ve ikinci petrol krizlerinden söz ettiniz. Bu senenin sonunda petrolün 200 dolarlar seviyesine çıkmasından söz ediliyor. Bu sizce savaş mı demek?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Dünya ekonomisi 200 dolarlık petrol fiyatlarına nasıl ve kaç ay dayanacaktır? Bu ciddi bir sorudur. Ama öyle görünüyor ki, artık petrole bağımlı olmayan yeni enerji kaynakları üretilmiştir, batı bunları üretmiştir. Şu anda ekonomik olarak dünya piyasalarına süremiyor. Zannediyorum önümüzdeki dönemde yeni teknolojileri ortaya süreceklerdir. Petrol fiyatlarının bu kadar yükselmesinin arkasındaki bir başka gerekçenin de bu olduğu anlaşılıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Silah satışı soğuk savaş döneminin üstünde</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Amerika’nın Ortadoğu’da bulunmasının sebeplerinden biri petrol teminini kolaylaştırmak değil de, petrol arzını yönetmek olabilir mi?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Birinci Irak savaşı ile başlayan süreç aslında Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi denilen sürecin de fiilen uygulanmaya başladığı bir dönemdir. Bu dört ortaklı bir konsorsiyumdur. Bunlardan biri ABD, İsrail, İngiliz eksenidir. Bu eksen genişletilmiş bir alanda bu savaşı sürdürerek sadece petrol savaşı ya da ülkelerin kontrolünü eline alma savaşı yürütmüyor, konsorsiyumun büyük ortakları olan bu üçlü uzun dönemli bir strateji savaşı için bölgedeler. Bu coğrafyada küresel anlamda alternatif bir uygarlığın, sesin, soluğun, yeni iddianın ortaya çıkmamasını sağlamak üzere bu bölgedeler. Özellikle ABD’nin bakışı bu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">İkinci ortak İsrail de büyük İsrail projesini gerçekleştirmek istiyor. İşte son Golan Tepeleri pazarlığında görüyorsunuz. İsrail Filistin davasından Arap dünyasının vazgeçmesi karşılığında Golan’dan çekilme pazarlığını gündeme getirdi. Irak da bir güç olarak ortadan kaldırıldı. Şimdi Nil’den Fırat’a kadar olan coğrafyada İsrail karşısında büyük güç, bir alternatif bırakmama planını sürdürüyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Konsorsiyumun üçüncü ortağı dünyanın yedi büyük petrol şirketidir. Dördüncü ortak da silah tüccarlarıdır. Bu dört ortağın üçü kendi amaçlarına kavuşmuş durumdadır. Dünyada silah satışı soğuk savaş döneminin üstüne çıkmıştır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">ABD istediklerini aldı. Bu bölgeye yerleşti. Evet, zorlanıyor, sıkıntıları var, ama sonuç itibarıyla burada uzun süreli kalma iradesini de gösteriyor. İsrail büyük mesafe almış görünüyor. Geriye kala kala petrol şirketleri kalıyor. Şu anda bu konuda konsorsiyumun kendi payına düşeni en az alanları petrol şirketleridir. Irak’taki petrol yasası ve Türkiye’de çıkarılan petrol yasası da bu petrol şirketlerinin çıkarlarını maksimize etmek için atılmış adımlardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Şu anda petrolü çıkarma şansları çok zayıf ama.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Evet, ama istikrarlı bir durum olmadığı için. Sonuçta unutmayalım ki, bu adımların arkasındaki ortaklardan biri de o şirketlerdir. O şirketler de önümüzdeki dönemde bir şekilde paylarını almak isteyeceklerdir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Olaylar tarihi misyonunu Türkiye’ye hatırlatıyor</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Suriye’nin Golan karşısında Filistin davasından feragat etmesinden söz ediyorsunuz. Sayın Başbakan’ın Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu’nun da o görüşmelerde rolü olduğu söyleniyor. Bunu nasıl değerlendirmek lazım?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türkiye Hakkâri’nin, Diyarbakır’ın, Ankara’nın, İzmir’in problemlerinin çözümünü sadece buraların problemlerinin çözümü olarak göremez. Olaylar tarihi misyonunu Türkiye’ye hatırlatıyor. Türkiye’nin önünde bir imkân açılıyor. Bir taraftan ciddi bir sıkışıklığın içine giriyor, ama diğer taraftan çok büyük bir jeopolitik ve jeokültürel bir imkâna kavuşuyor. O anlamda Türkiye Kudüs’ün, Şam’ın Kerkük’ün, Musul’un, Batum’un, Bakü’nün meselesini kendi meselesi olarak görmedikçe asla kendi sorunlarını çözemeyecektir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Kudüs sorununun gerçekten çözülmesi Türkiye’nin Diyarbakır sorununu çözmesi demektir. Bu perspektife sahip olmayan bir bakış açısıyla Türkiye bölgede ayakta duramayacaktır. Türkiye Ortadoğu barışında yer almak ve sorunu gerçekten çözmek istiyorsa, bunu öncelikle kendisi için yapması gerekir. Onun vazgeçilmez koşulu İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesi ve BM kararlarında, Oslo süreçlerinde ortaya konulmuş, başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasıdır. İsrail şu anda Gazze şeridinde, Batı Şeria’da her türlü baskıyı kullanıyor. Filistin halkının bu şekilde vurulması, Filistin parlamentosunun, başkanlık sarayının, seçilmiş hükümetinin yok sayılması altında yapılacak bir barışın ne anlamı olabilir ki? Türkiye bu bölgede sorunu çözmek istiyorsa bütün dünyanın kabul edeceği âdil, kalıcı, Filistinlilerin de, İsraillilerin de kabul edeceği bir barışın öncülüğünü yapmak zorundadır. Türkiye asla ABD-İsrail ekseninin öngördüğü şekilde, “bir de Filistin meselesini başımıza dert etmeyelim, çözüm için Golan’ı ver, Filistin’i al” şeklinde bir pazarlığın öncüsü olmamalıdır.</span></p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 435px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/dsc09393.jpg"><img class="size-full wp-image-29" title="Numan Kurtulmuş" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/dsc09393.jpg?w=500" alt="Sayın Kurtulmuş ile İstanbul Fatih'teki ıfisinde görüştük"   /></a><p class="wp-caption-text">Sayın Kurtulmuş ile İstanbul Fatih&#39;teki ofisinde görüştük</p></div>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Bu Osmanlı’nın tasfiye sürecidir</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">İsrail’in bu süreçte Suriye ile yaptığı anlaşmanın amacının doğu ve kuzey sınırlarını güvenlik altına almak, yaklaşmakta olan bir İran operasyonun karşı kendini korunaklı hale getirmek olduğu da söyleniyor. Siz ufukta bir İran operasyonu görüyor musunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Üç-dört senedir bu tehlikeye dikkat çekiyoruz. Öyle görünüyor ki, bu bölgede Şii kalkanına karşı bir Sünni ekseni oluşturma çabaları var. Ümit ediyorum ki, hükümetteki arkadaşlar bu tehlikenin farkındadırlar. İran, Lübnan, Suriye, hatta Körfez ülkelerinin bazılarındaki Şii nüfusu dolayısıyla yarım hilal şeklinde bir Şii coğrafyası vardır bölgede. Buna karşılık da Türkiye’nin öncüsü olduğu Suudi Arabistan, Ürdün ve diğer ülkelerin de içine katıldığı bir Sünni ekseni. Bir ucunda İran’ın, bir ucunda Türkiye’nin olduğu bir gerilim bu bölgeye yapılacak en büyük ihanettir. Türkiye inşallah böyle bir maceranın içine sürüklenmez. Türkiye bütün bölge ülkeleri ile kalıcı bir barışı tesis edecek iradeyi ortaya koymalıdır. Bu bölgede olan olaylar bir asır evvel yarım kalmış hesabın devamıdır. Yani bu Osmanlı’nın tasfiye sürecidir. Büyük güçler buraları bir daha bölmek, parçalamak istiyor. Bunu söylediğiniz zaman, “hadi canım komplo” deniliyor. Bugün Irak üçe bölünmüştür, Afganistan bölünme sürecindedir, Pakistan bir iç türbülansın içine sokulmuştur. Türkiye bölünme senaryosunun içine doğru yaklaştırılmaktadır. İran için aynı şey mevzubahistir. Türkiye’nin üzerine düşen bu bölgenin daha fazla dağılması değil, mümkün olan bütün araçları kullanarak daha fazla derlenip toparlanmasını sağlamaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Bağdat’ı çözemeyen Musul’u çözemez</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Irak’ta bir direniş var ve bu direniş kendisini Irak Milli Direnişi olarak tanımlıyor. Türkiye uzun zamandır Irak’ta belli birtakım konularda yoğunlaştı, Türkmenler, Kerkük, Erbil gibi, yani Kuzey Irak olarak olayı tanımladı. Fakat bu politikaların da Türkiye’ye pek bir şey kazandırdığı gözükmüyor. Türkiye orada arzu ettiği etkinliği sağlamış değil. Türkiye Irak’ı yeterince okuyabiliyor mu? Irak’ı sadece Kuzey Irak’tan ibaret mi görüyoruz, yoksa sınırlarımızda başlayıp Körfez’de biten bir ülke, zamanında bizim tarihe emanet ettiğimiz bir ülke olarak mı görüyoruz? Yani doğru okuyabiliyor muyuz orayı?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Şimdiye kadar bu konularda ciddi yanlışlıkların yapıldığı âşikârdır. Türkiye dış politikası uzun yıllar aktif tarafsızlık gibi, ‘ne etliye, ne sütlüye karışırız’ politikası yürütmüştür. Uzun yıllar Irak meselesini hep kendi topraklarının güvenliği bağlamında görmüştür. Sadece bir grubun güvenliği açısından değerlendirmiştir. Bağdat’ın sorununu çözemiyorsanız Musul’un sorununu çözemiyorsunuz. Süleymaniye’deki Kürt de, Musul’daki Türkmen de, Basra’daki Şii de, Lübnan’daki Maruni de, Erivan’daki Ermeni de, Batum’daki Gürcü de sizin. Böyle bakmadığınız takdirde asla sorunlarınızı çözemeyeceksiniz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Nerede o eski günler demiyorum, kimsenin bir karış toprağında gözümüz yoktur. Ama oralardaki sorunları çözecek iradeyi koymazsak, okyanus ötesinden gelenler bölge halklarının tamamının aleyhine olacak iradeyi ortaya koyuyorlar. Benim kastettiğim şey budur. Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyabilmek iradesini ortaya koyabilirse, buna taraftar bulabilirse, bu doğrultuda her türlü siyasal riski alarak bir oyun gerçekleştirebilirse bunu başarabilir. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması demek Türkiye’nin bütünlüğünün korunması demektir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Irak’taki bütün gruplarla ilişkilerin canlandırılması ve sürdürülmesi kararı çıktı. Bütün gruplar denince Türkiye’de şöyle anlaşılıyor, işte Barzani ile görüşecekler. Halbuki orada Barzani güçlerden sadece biridir, birçok güç vardır. Türkiye’nin bu attığı adımı yeni bir politik açılım olarak algılayabilir miyiz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">İnşallah öyledir. Türkiye’nin Bağdat’ta hangi mezhep, meşrep, etnik yapıdan kim yaşıyorsa hepsine bizim insanımız gözü ile bakması gerekir. Bölgenin sorunlarını bu şekilde çözmeye katkıda bulunmakla yükümlüdür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Yenildiğini hissedenler gitsinler evlerine</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Tekrar ülkemizin sorunlarına dönelim. Türkiye’nin en temel yapısal sorunları sizce neler? Bunları siyasi gramatiğe göre ayrımlandırsaydınız nasıl bir portre oluştururdunuz? Türkiye’nin bugününde yaşadığı sorunlar bir yana, yer yer pıtrak veren ve gelecekte karşılaşacağı sorunlar nelerdir? Bugün acısını hissetmediğimiz toplumsal, ekonomik, siyasi yaralarımız var mı? Bir siyasetçi olarak toplumu bu konuda nasıl uyarmak istersiniz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türk siyasetinin belki iki asırdır en temel sorunu bizim batı uygarlığı karşısında yenildiğimizin hissedilmiş olmasıdır. Türkiye’de bazı entelektüeller, bazı siyasetçiler, ‘batı karşısında yenildik, bizim bunlar karşısında yapacak neyimiz var ki’ demişlerdir. Yenildiğini hissedenlerin politik olarak yapacak hiçbir şeyleri yok, gitsinler evlerinde otursunlar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türk siyasetinde son zamanlarda bu hastalık bir kere daha nüksetmiştir. Bu zihinsel bir sorundur. Aynı zamanda entelektüel bir çabayı, karşı koyuşu, hem kendimizle, hem dünyamızla hesaplaşma yürekliliğini gerektirir. Buna sahip olmadan Türkiye’de siyaset yapmanın da imkânsız olduğu kanaatindeyim. Aksi takdirde yenildik psikolojisi ile yapılan şey, Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi, aydınları da, siyasetçileri de paralize eder ve yapacak hiçbir şeyleri olmaz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Günümüze geldiğimiz zaman, dört yapısal sorun olduğu kanaatindeyim. Bunlardan birincisi, Tanzimat’tan bu yana süren millet ve seçkinler ayrışmasının ortaya koyduğu bir sistematik yanlıştır. Buna bürokratik oligarşi diyoruz. Yani Türkiye’de sistem demokratik gibi görünse de, esas itibarıyla bürokratik oligarşi vardır. 1960 ihtilalinde hukuk sistemi Parlamentonun, yani milletin denetimi dışına çıkarılmıştır. 1980 Anayasası ve ondan sonraki süreçte YÖK vasıtasıyla Türkiye’nin yüksek öğrenimi Parlamento denetimin dışına çıkarılmıştır. Daha sonra 2000 yılında yürürlüğe giren 17. IMF Protokolü ile de ekonomi politikaları tamamen denetim dışına çıkarılmıştır. Bugün 43 tane üst kurul var. Bunların çoğu bakanlardan daha yetkilidir. Dolayısıyla Türkiye’de sivil ve askeri bürokrasinin var olduğu bürokratik adacıklar mevcuttur. Bu adacıkları millet denetleyemiyor, millete hesap vermiyorlar ve milletin bunlar üzerinde en ufak bir yaptırım gücü yok. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Bu oligarşik demokrasidir</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">İkincisi, siyasal partilerin yapısı ve siyasal temsil meselesidir. 3 Kasım’da Parlamentoda seçmen nüfusunun yüzde 65’i temsil edildi. Şimdi Parlamento biraz daha iyidir, yüzde 80’i temsil ediliyor. Ama 550 milletvekilinin seçilmesi, neredeyse birkaç parti yöneticisinin ağzından çıkan sözlerle olmuştur. İstanbul’un 70 milletvekili var, iddia ediyorum İstanbul’da 7 milletvekilinin ismini söyleyecek kişi seçmenin yüzde 1’i dahi değildir. Niye Türkiye d’hondt sistemini kullanıyor da, milli bakiye sistemini kullanmıyor? Niye Türkiye’de siyasal partiler ön seçimlerle adaylarını belirlemiyorlar da, merkez yoklaması ile belirliyorlar? Niye Türkiye dar bölge seçim sistemine gitmiyor da, genel olarak adaylar il listeleri şeklinde oluşuyor? Bu aslında oligarşik demokrasidir. Hiçbir tercih Parlamentoya yansımıyor. Mesela milli bakiye sistemini uyguladığımız dönemlerde çok daha güçlü parlamentolar ortaya çıkmış, Türkiye İşçi Partisi’nin, Milli Selamet Partisi’nin içinde bulunduğu parlamentoda olduğu gibi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Üçüncü sorun ise, bizim siyasetimiz vehimler ve karşıtlıklar üzerinden yapılıyor. Bilgiye dayalı, Türkiye 2030 yılında nerede olacak, Türkiye-AB ilişkileri nasıl evrilecek gibi stratejik sorunlarını bilerek, bunlara göre adımlar atan bir siyaset yok ne yazık ki. Karşıtlıklar üzerinden kısa günün kârını elde etmek üzerine kurulu bir siyaset anlayışı var.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Hacivat-Karagöz de tezat üzerine oynarlar. Dolayısıyla Türk siyaseti de bir perde oyunudur, bir tuluat sahnesidir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Anayasa Mahkemesi’nin önünde duran dava bizi üzen, rencide eden, belli oranda da kaygılandıran bir süreçtir. Burada hâlâ geç kalınmış değildir. Adalet ve Kalkınma Partisi Anayasa’dan başlayarak, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası… bütün bunların demokratikleşmesini sağlayacak bir Anayasa değişikliğini yapabilir. Sistemi demokratikleştirmeyi liderlerin kişisel tercihleri olmaktan çıkarıp sistemin zorunluluğu haline getirebilirler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Dördüncü sorun ise, ne yazık ki, Türk siyaseti uzun süredir dışa bağımlı hale gelmiştir. Üzülerek ifade ediyorum, Türkiye’nin AB sürecinde attığı demokratik adımlara bakın, yapılan anayasa değişikliklerinin tamamı ya askeri darbeler sonrası olmuştur ya da AB emretti diye yapılmıştır. Barosso geldi, Türkiye’nin her yerinde şu konuşuldu: Acaba Barosso parti kapatma davası konusunda ne diyecek, nasıl müdahale edecek? Bunlar ayıp şeylerdir. Biz nasıl Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki her türlü engelin kaldırılmasını istiyorsak, kusura bakmasınlar, başkalarının da Türkiye’ye müdahale etmesine asla razı olmayız. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Türkiye’de siyasal gelenek yok</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Bir tabir var aydın sapması diye, aynen bunun gibi Türkiye’de bir siyaset sapması var. İnsanlar siyasete başlarken bir şey söylüyorlar, sonra başka şeyler söylüyorlar. Hatta giderken birçok değişiklikler olabiliyor, yollar çatallanabiliyor, tekrar aynı yere çıkabiliyor. Bu siyasi sapmaları, siyasi şizofreniyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bunun Türkiye siyasetine belli aralıklarla yapılan müdahalelerden kaynaklandığını düşünüyorum. 12 Eylül’de düdük çalındı. Dört büyük sosyolojik parti kapatıldı. Bundan sonra Türkiye’de 20 küsur sene merkez sağ, merkez sol nasıl birleşir onu tartıştık. Bugün partilerin birçoğunun programı neredeyse birbiri ile benzeşir hale gelmiştir. Son seçimde, düşünün, hayatının önemli bir kısmını sağ kesimde geçirmiş insanlar gidip merkez sol partiden, solda temayüz etmiş olanlar da gidip merkez sağdan aday oldular. Avrupa’da bir sosyal demokrattan bahsettiğiniz zaman, size 200 yıllık bir gelenek içinden konuşuyor. Bir Hıristiyan demokrat 150-200 yıllık bir gelenek içinden konuşuyor. Hatta yeni sayılan Yeşiller’in bile 50 yıllık bir geçmişi var. Türkiye’de siyasal partilerin siyasal gelenekleri yok. İsim vermek istemiyorum, ama şu anda var olan koca koca partilerin nereye oturduğunu kim nasıl izah edebilir. En temel problem budur ve Türkiye’nin olağanüstü dönem şartlarına sürüklenmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Sosyolojik partiler ortadan kalkınca bu sefer konjonktür partileri dediğimiz partiler ortaya çıkıyor. Bunlar da konjonktürün ortaya çıkardığı imkânlardan bir müddet istifade ederek devam ediyorlar, hatta iktidar oluyorlar ve ondan sonra şartlar ortadan kalkınca varlıkları da son buluyor. Örneği Anavatan Partisi’dir. İki dönem iktidar olmuş, içinden cumhurbaşkanı çıkarmış olan bir siyasi parti bugün Türk siyasetinde sadece isim olarak var. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bir diğer sorun da seçim yasalarından kaynaklanıyor. İsmini vermeyeyim, bir milletvekili vardı defalarca parti değiştirdi. Türk siyaseti böyle şeyler de gördü. Bir gecede 28 Şubat’ta iktidar ortağı olan partiden 50 kişi istifa ettirildi, başka partilere geçirildi. Seçin bakalım milletvekilini kendi seçim bölgesinden erkekse istifa etsin, partisini değiştirsin. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türk siyaseti sosyolojik tabanı, fikriyatı, geleneği güçlü siyasal partileri ne yazık ki sürdüremiyor, yaşatamıyor. Siyaset bu tür partilerin üzerinden olmadığı için de çok rahat program sapmaları, fikir sapmaları, hatta 90 derece fikir değiştirerek siyaset yapma gibi hastalıklar ortaya çıkabiliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Halkı özgürleştirerek refahını artırmalıyız</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Türkiye’de siyasi gelenek diye bizim algıladığımız şey aslında bir çatışma geleneği. Bir iktisatçı olarak Türkiye’de belki Genç Osman’a kadar uzatılabilecek bu siyasi çatışmanın ekonomik temellerine ilişkin düşünceleriniz nedir? Modernleşmenin kılıçların gölgesinde doğmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Patrona Halil çizgisinin ekonomi-politik bir yorumu nasıl yapılmalı?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Türkiye’de öteden beri bir siyasi elit zümre var. Bunların partileri, kendilerini tanımladıkları yerler, kullandıkları araçlar farklı olabilir, ama ‘Türk siyasetini perde arkasından biz yönetiyoruz’ diyorlar. Bir de iktisadi elit var. Siyasal elitle işbirliği yaparak ekonomik çıkarını çoğaltan ve bu pastadan millet çoğunluğuna pay vermek istemeyen bir elit kesim. Osmanlı’nın çözülüş döneminden bu yana varlar. Dolayısıyla Türkiye’de zaman zaman karşımıza farklı politik kimliklerle çıkıyor olabilirler. Türkiye siyasal ve ekonomik elitin perde arkasındaki işbirlikleri ile siyasal sistemin içerisine millet çoğunluğunun sokulmak istenmediği bir politik yapıyla karşı karşıya kalıyor. Onun için biz baştan beri şunu söylüyoruz: Türkiye’de halktan yana olan bir siyasi iktidarın yapacağı iki maddelik bir programdır. Bir, halkı özgürleştirmek; iki, halkın refahını artırmak. Halkı özgürleştirmekten kastımız, bütün bu siyasal sistemin zorluklarını aşarak, halkı siyasetin paydaşı haline getirmektir. Diğeri de ekonomik pastadan millet çoğunluğunun yararlanmasını sağlayacak bir ekonomi programı ortaya koyabilmektir. Evet, özellikle kendisini merkezde gören, büyük oylarla iktidara gelmiş olan partiler zaman zaman bunları yapmaya yeltenmişlerdir, ama sonuçta ‘milletin oyu nasılsa cebimizde’ diye düşünerek, daha çok siyasal ve ekonomik elitin tercihlerine göre yönelişler içine girmişlerdir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Biraz da günümüze gelelim. AK Parti’ye açılan kapatma davasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Davanın açılma nedenlerini tahlil eder misiniz? Bu adımı küresel siyasetin yansıması olarak değerlendirebilir miyiz? Yoksa iç dinamiklerin bildik siyasi senaryosu mu bu? Gerçekten de AK Parti ve Başbakan Erdoğan şeytani bir müsellesin ortasına mı atıldı? Tasfiye edilmek istenen AK Parti mi, yoksa Türkiye’nin bölgesindeki rolü mü?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Perde arkasındakileri bilmiyoruz. Ama şunu net bir şekilde ilk günden beri söylüyoruz, Türkiye’de artık hiçbir siyasi partinin kapatılmayacağı bir düzenlemenin yapılması zorunludur. Bu parti eylemlerinden değil, bazı söylemlerinden dolayı kapatma davası ile karşı karşıya gelmiştir. Siyasi partilerin özgürleştirilmesi, fikrin özgürleştirilmesi demektir. Türkiye’de hiçbir siyasal fikrin suç olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kısıt yok mu, var; şiddeti önermeyecek, halkı etnik, dini, mezhebi bir çatışmanın içine sürüklemeyecek, başka fikir, inanç ve siyaset mensuplarına hakaret etmeyecek, ülkenin bölünmesini alenen tebliğ etmeyecek. Bu dört şartın dışında siyasi fikrin önünde hiçbir engel olmaması lazım. Siyasetin yapması gereken şey de bütün bu söylediğimiz fikir özgürlüklerinin önündeki engelleri de kaldırıp partilerin kapatılmasını zorlaştıracak bir iradeyi ortaya koymaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Cumhurbaşkanlığı seçiminde uzlaşma sağlanmalıydı</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">AK Parti hükümetinin bu sürece giden yolda hataları olmuş mudur? Türk demokrasisinde Menderes ve Özal’ın ardından üçüncü aort patlamasını gerçekleştirmiş bir hükümetin bugün yaşadığı bu derin kriz neye dayanıyor? Türkiye’de bazı mahfiller nezdinde millet iradesi mi bir şey ifade etmiyor, yoksa bu irade yerli yerinde mi kullanılamıyor?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türk siyasetinin bir gerilim içine gireceğini ve bu gerilime kilitleneceğini önceden görüyor ve söylüyorduk. Gönül arzu ederdi ki, cumhurbaşkanlığı seçimi bir gecikme olmaksızın geçirilebilseydi. Biliyorsunuz Sezer’in görevi bittiği halde bir süre daha devam etmiştir. Kısa bir dönem de olsa, bu Türk siyasetinde bir olağanüstü hal anlamına gelmektedir. Keşke bu kilitlenme durumu hiç yaşanmamış olsaydı. Maalesef cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin de çok önemli negatif katkılarıyla Türkiye bir kriz ortamına sürüklenmiştir. Biz o zaman da dedik, cumhurbaşkanının eşi başörtülü mü, değil mi, o tartışmayı yapmıyoruz; hangi vasıflarda birisinin cumhurbaşkanı olması gerektiğinin üzerinde durmamız lazım. CHP de bu gerilimi arttırmıştır, Parlamento kilitlenmiştir. Bu gerilimin iktidar partisinin oylarını fazlasıyla arttıracağını söylüyorduk ve ülkeyi demokrasi bakımından bir olağanüstü döneme sürükleyeceğini biliyorduk. Zaten 27 Nisan bildirisi olağanüstü bir süreçti, Sayın Cumhurbaşkanı’nın süresinin uzatılması ikinci bir olağanüstü süreçti. Bu süreçte yapılabilen tek doğru şey Anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin getirilmiş olmasıdır. Onu da Hükümetin bir başarısı olarak ifade etmeyi bir borç biliyorum. Doğru yapılmış bir şeydir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Şimdi kapatma davasında sanık durumuna düşürülmüş olan bir cumhurbaşkanı var. Türkiye demokrasisinde hiç de hoş olmayan bir görüntü ortaya çıkmış oluyor. Uzlaşma sağlanmadan yapılan bir cumhurbaşkanlığı seçimi bütün bu süreçleri tetikleyen bir gelişme olmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">AK Parti’nin de bu gerilime katkıda bulunduğunu ve bunun bugün yaşadığı sıkıntılara da bir anlamda yol açtığını düşünebilir miyiz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Topyekûn bir gerilim süreciydi. Keşke Türkiye bunları hiç yaşamamış olsaydı. Bugün böyle bir kapatma davası ile karşı karşıya kalmayacağımızı da ifade etmek istiyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Biraz da içinde bulunduğunuz siyasi yapı ile ilgili konuşmak istiyorum. Milli Görüş’ün kesintiye uğratılmış bir siyasi hareket olduğunu düşünüyor musunuz? Çeşitli söyleşilerinizde çok uzun yıllardan beri süren bir mücadeleden söz ediyorsunuz ve hareketin kendini yenileyerek tekrar millet önünde temsil edilmesi gerektiğini de ekliyorsunuz. Misyonu bitmemiş olabilir, ama kadrosu bitap düşmüş görünen Milli Görüş çizgisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Milli Görüş kırk yıl değil, Türkiye’de iki asırdır devam eden bir siyasi fikrin ifadesidir. Demin de söyledim, ‘biz batı karşısında yenildik’ diyenlere; ‘hayır, yenilmedik, o bir süreçtir, yeniden kendi medeniyet değerlerimiz üzerinde güçlü, büyük Türkiye’yi oluştururuz’ demektir. Bir medeniyet iddiasıdır. Türk siyasi hayatında iki dönem başarılı olmuştur; onlardan birisi, 1960’lı yılların sonlarında başlayan süreçtir. ‘Hep siz yönettiniz, bırakın biraz da biz yönetelim’ diyordu insanımız. MSP Anadolu insanının bu talebine siyasal liderlik yapabilmiş ve 70’li yıllarda başarılar elde etmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">İkinci çıkış da 90’lı yıllarda yaşanmıştır. 24 Ocak ile gelen neo-liberal politikalar şehirlerde büyük varoş kitleleri ortaya çıkarmıştır. İnsanlar kasabalarından, köylerinden kalkıp büyük şehirlere geldiler, baktılar ki bir iktisadi gelişme var, ama bundan kendilerine pay düşmemiş. Dediler ki, ‘bu gelişmeden biz de pay almak istiyoruz, biz de adaletle yönetilmek istiyoruz’. Refah Partisi 90’lı yıllarda bu çıkışa siyasal liderlik yaptığı için büyük bir başarı göstermiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Milli Görüş üçüncü çıkışını yapacak</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Yeniden böyle bir başarı imkânı görüyor musunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Objektif olmaya çalışarak şunu söylemek istiyorum; ABD, AB, IMF, Dünya Bankası politikalarının altında bunalmış olan Türkiye için, önümüzdeki dönem, Milli Görüş’ün üçüncü çıkışını yapma imkân ve ihtimalini ortaya koyuyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Önümüzdeki dönemde dört önemli politik gelişmenin Türkiye’yi yönlendireceğini düşünüyorum. Bunlardan biri, kendi medeniyet değerleri ile barışık olmak. Biz onu “önce ahlak ve maneviyat” sözüyle ifade ediyoruz. İkincisi, yerli ve milli olmak. Üçüncüsü, adalet ve özgürlükten yana olmak. Dördüncüsü, antiemperyalist olmak. Bunların dördünü birden sentezleyen bir siyasal çizgi Türkiye’nin bundan sonraki siyasal geleceğini temsil edecektir. Tarihsel misyonu itibarıyla da Milli Görüş böyle bir çizgiye oturuyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Sadece doğru fikirlerle siyaset yapılmıyor. Doğru fikirlerin toplum tarafından benimsenmesini sağlamanız lazım ve toplumun önüne düşüp siyasal liderlik yapmanız lazım. Bu anlamda Milli Görüş önümüzdeki dönemde bu dört unsur etrafında bir siyasal liderliği ortaya koyabilirse üçüncü çıkışını gerçekleştireceğine inanıyorum Bu anlamda bizim yapmak istediğimiz şey yeniden bu temel iddialar etrafında Milli Görüş ile toplumu buluşturma çabasını ortaya koymaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Ödünç fikirlerle siyaset yapılmaz</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Şunu biliyoruz ki, dünyada bir şey olduğu zaman onun yansıması Türkiye’ye geliyor. Bir şey dünyada yoksa onun Türkiye’de yansımasını görmek, nevzuhur bir şey çıkarmak mümkün değil. Milli Görüş hareketini dünyadaki bu kaotik çatışmanın sonuçlarından biri olarak, belki milli ekonomilerin, belki üretimin bir atağı olarak Türkiye’ye yansıması şeklinde algılamak imkânımız var mı? Bunun dışında nasıl bir şey olabilir? Yani bunun evrensel bir karşılığı olması gerekmiyor mu?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Zaten milli görüşü olmayan herhangi bir millet yoktur. Başkalarından ödünç alınacak görüşlerle, fikirlerle siyaset yapılamaz. Bu duvarlarımızı dünyadaki gelişmelere kapatalım demek değil. Tam tersine, Türkiye’de hakikaten milli görüşe sahip olmak demek, dünyadaki bütün gelişmeleri iyi takip ediyor olmak demektir. Bütün bunlara karşı sadece kendisi için değil, bütün insanlık için çözüm üretebilecek bir performans ortaya koymaktır. Bunu ortaya koymadığınız zaman ya işbirlikçilik yapacaksınız ya da zalimlerin eli kolu olacaksınız demektir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Özgürlük, adalet ve refah</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Şöyle bir şey de var. Türkiye’yi bir anda içine kapanmış bir Kuzey Kore haline de getirebilmek mümkün. Dünyada karşılığını nasıl bulacağız bunun, ben bunu sormak istiyorum. Numan Kurtulmuş’un da içinde yer aldığı Milli Görüş’ün dünyadaki karşılığı nedir?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bugünkü dünyaya hakim olan paradigma çerçevesinden bakarsak, tabii ki, hakim olan paradigmanın ‘ya bana uyacaksınız ya da yok olacaksınız’dan başka dünya milletlerine sunduğu bir teklif yoktur. Bunu sadece politik anlamda söylemiyorum. Bütün bu değerlerimize, rasyonel düşünceye, bireyselliğe, kâr maksimizasyonuna, dünyayı kendinizin mülkü olarak görme anlayışına uyacaksanız, o zaman size de bir parça var burada, değilse yok olacaksınız. Hakim paradigmaya karşı çıkmadan dünyada varlığınızı sürdürebilmek mümkün değildir. İnsanlık Âdem Aleyhisselam’dan itibaren üç şeyin peşinde koşuyor: özgürlük, adalet ve refah. Özgürlük, adalet ve refaha ulaşımı kendi siyasal anlayışınızın merkezine koyduğunuz andan itibaren de zaten mevcut paradigmayı külliyen karşınıza almış oluyorsunuz ve onu değiştirmeyi teklif ediyorsunuz. Kimin için? Amerika’nın, Belçika’nın, İngiltere’nin, Afrika’nın yoksulları için, mağdur ve mazlum bırakılmış herkes için. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Finans-kapitalizmin krizleri önümüzdedir. Bu krizler petrol krizlerinden çok daha büyük etkiler oluşturursa, zaten batılı entelektüeller yeni bir çıkış yolu arıyorlar, onların önüne birçok çıkış yolları koyma imkânı vardır. Israrla ve inatla söylüyorum, batılı paradigmalar içinde kalınarak mevcut sorunların çözümü asla mümkün değildir. Mutlaka alternatif bir paradigmayı ortaya koymak lazımdır. Burada en şanslı olan da Türkiye’dir, çünkü Türkiye iki denizin birleştiği yerdir. Doğu ile batının, Müslüman coğrafyası ile Hıristiyan dünyasının, modern ile gelenekselin birleştiği yerdir. İnşallah yeni bir medeniyete çıkış da buradan olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">“Nerede kalmıştık” diyeceğiz</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Yıllar evvel, 2001’de Ayşe Arman’a bir yenilikçi-gelenekçi kavgasının yaşanmayacağını söylüyorsunuz ve ekliyorsunuz: “Yakın bir zamanda bütün bu arkadaşlarımızla birlikte tabiri caizse ‘nerede kalmıştık?’ diyeceğiz.” AK Parti’nin önüne çıkarılan kapatma davası siyasetin içinde yer aldığınız kanadında yeni açılımları da beraberinde getirebilir mi?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Ben o gün de, bugün de aynı kanaatteyim. Demin söylediğim dört temel unsur, Milli Görüş dediğimiz fikriyatın özeti, bunları benimseyen arkadaşlarımızın hepsi ile “evet, nerede kalmıştık diyeceğiz ve yolumuza devam edeceğiz”. Hayatının bir gününü dahi bu fikirler için harcamış olan herkes bu yolun tabii yolcusudur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Sayın Başbakan ile görüştük</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">22 Temmuz seçimlerinden önce Sayın Başbakan sizi ısrarla partisine davet etti. Hatta ne kadar doğrudur bilemiyorum ama size belli bir kontenjan bile teklif ettiği söyleniyor. Siz de kendisinden düşünmek için süre istemişsiniz. Daha sonra da reddetmişsiniz. Sizin düşünmek için süre istemeniz bile Saadet Partisi’nde infiale yol açmış. Bunlar kulis bilgileri tabii. Sayın Başbakan ile böyle bir görüşme yaptınız mı, öncelikle bunu sormak istiyorum.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Tabii, böyle bir görüşme oldu. Ama size ulaşan şeylerin bir kısmı hayali senaryolardır. Sayın Başbakan davet etti, biz de içinde bulunduğumuz fikri farklılıkları ifade ederek teşekkür ettik. Siyasi nezaket içinde bu görüşmeyi tamamladık. Ondan sonra spekülasyonlar yapıldı. Ben prensip olarak, kendi hakkımda çıkan şeylere kendi ağzımdan çıkmadığı, kendi elimle yapmadığım bir iş olduğu sürece asla cevap vermiyorum. Bunlar speküle edildi, ama geçti gitti. Böyle bir görüşme oldu, çok açık bir görüşme idi, kendisine teşekkür ettik.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Bu görüşmede Sayın Başbakan ile bir Türkiye değerlendirmesinde bulunma imkânınız oldu mu?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">O günkü genel hava daha çok seçime yönelikti, Türkiye’nin içinde bulunduğu atmosfere yönelik değerlendirmeler geçti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Sonuçta kapatma davasını da düşünürsek, iki arkadaş birbirine “nerede kalmıştık” diyebilir mi? Böyle bir süreç içinde bunun olma ihtimali var mı?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Ben siyasette kişilerden daha çok, o kişi ben olsam dahi, fikirlerin üzerinde konuşmanın daha doğru olduğu kanaatindeyim ve fikirlerin kalıcı olduğunu düşünüyorum. Hiç kuşkusuz siyaset kişilerle yapılan bir şey. Siyasal liderliklerin, siyasal öncülüklerin çok önemli olduğu da âşikârdır, ama sonuçta mühim olan sosyolojik olarak güçlü, kalıcı olan siyasal hareketleri oluşturmak. Bunları güçlendirmek için de kişilerin üzerinden değil, fikirlerin üzerinden hareket etmektir asıl olan. Ben buna gayret ederim. Ama sonuçta siyaset, tabii ki, kişilerle yapılıyor, toplum önüne çok güçlü siyasal liderlikleri koyabildiğiniz oranda da toplum söylediğiniz fikirlere daha fazla itibar ediyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Hükümet ile ciddi fikir ayrılıklarım var</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">AK Parti’ye katılmama fikrine o görüşmeden sonra nasıl ulaştınız?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bu kendi açımdan bir iç muhasebenin sonucuydu. Birçok fikirlerimden de bunu anlıyorsunuz, ipuçlarını görüyorsunuz. Hükümetin yaptığı icraatlarla ilgili çok ciddi fikir ayrılıklarımın olduğu ortadadır. Bu muhasebeyi yaptık tabii. O muhasebemiz Avrupa Birliği süreçleri, IMF, Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili. Somut olarak söylemek gerekirse, pek çok noktada fikri farklılıklarımızın olduğu açıktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Sürekli mağdur üretmenin anlamı yok</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Sayın Başbakan’ın bu dava sürecinde geleceğini nasıl görüyorsunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Başta söylediğimi ifade edeyim. Bu dava inşallah en kısa zamanda olumlu anlamda sonuçlanır. Tayyip Bey siyasi yasaklı olarak seçime girdiği bir süreçte nihayetinde mazlum psikolojisi üzerinden çok ciddi oy almıştır. Allah rızası için, 22 Temmuz seçimlerinden geriye kalan bir tane slogan var mı? Bunlar çok kötü şeyler. Türkiye’de sürekli mağdur üretmenin bir anlamı yok ki.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Ülkemizde devlet adamları, devlet temsilcileri dayak yiye yiye Türkiye’yi modernleştirdiler, siyasiler de dayak yiye yiye, yasaklana yasaklana daha ileriye gidiyorlar. Dolayısıyla bazı mahfillerde Sayın Başbakan ile ilgili şu yorum da yapılıyor: Bu Tayyip Bey için belki bir çıkış olacaktır. Belki bu süreç Tayyip Bey’i cumhurbaşkanlığına taşıyacaktır. Böyle bir imkân ve ihtimal görüyor musunuz? Yasak süresine baktığımızda cumhurbaşkanlığı seçimlerine denk geliyor aşağı yukarı. </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bu spekülasyonların üzerinde durmaya gerek yok.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Ama bunlar Türk siyasetinin yapısı, siyaseti bu yapıyor işte.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bırakın Tayyip Bey de diğer bütün siyasiler gibi şu ya da bu şekilde engellenmemiş, şu ya da bu biçimde önü açılmamış olarak siyasi yarışın içinde olsun. Doğrusu budur. Bu bir spekülasyondur tabii, oyu artsın için veya bir hayat öpücüğü olsun için yapıldı mı yapılmadı mı, onu yapanlara sorun. Eğer böyle bir süreçte böyle bir sonuç alınıyorsa yapanlar da bir kere daha kendilerini gözden geçirsinler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Yakın hedefler ve yüksek idealler…</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Biraz da kişisel siyasi hikayenizle ilgili konuşmak istiyorum. Kulislerde, eş-dost mahfillerinde hep şu söyleniyor, acaba Numan Bey niçin bekliyor, niçin bekletiliyor? Erbakan Hoca ne düşünüyor, Numan Bey ile ilgili kafasından ne geçiyor? Önümüzde birtakım örnekler var, mesela İlhan Kesici. Bunlar zamanında Türk siyasetinin lider adaylarıydı. Ama şu anda tamamı çok trajik biçimde silinip gittiler. Bu nekahet dönemi nedir, nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Şimdi beni şahsım hakkında konuşturmayın. Allah şahittir, şimdiye kadar hiçbir lafımı tekzip eden bir cümle söylemedim ve hiçbir zaman da şahsım için, yakın hedefler uğruna siyaset yapmadım. İlk konuşmamdır, hatta 2000 yılındaki ilk kongre konuşması, Abdullah Bey ile Recai Bey’in aday olduğu kongrede şunu söyledim: ‘insanlar iki şey için siyaset yaparlar; yakın hedefler ve yüksek idealler’. Ben yüksek idealler uğruna siyaset yapmanın doğru olduğu kanaatindeyim. O şekilde siyaset yapmayı da siyasette olduğum sürece sürdüreceğim. Yüksek idealler nedir; yeniden büyük Türkiye’yi kurmaktır, yeni ve güçlü, âdil bir dünya sisteminin kurulmasına katkıda bulunmaktır. Medeniyetimizi yeniden yeryüzünün güçlü ve örnek medeniyeti haline getirme mücadelesidir. Bunun dışında bir siyasetin içinde niye olayım ki. Makamlar, mevkiler, paralar, rantlar, şöhret… bunlar gelip geçici şeyler. Bunun için siyaset yapmam. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Ben Ali’nin yolundan gidiyorum</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Başından beri şunu söyledim, İslami gelenekte iki tür siyaset tarzı var. Bir Hazreti Ali gibi siyaset yapmak, bir de Yezit gibi siyaset yapma tarzı var. Ben kendime mümkün olduğu kadar Ali’nin yaptığı ilkeli siyaseti, kendi aleyhine olsa bile ilkelerden taviz vermeyen siyaseti örnek aldım. Yezit’in siyaseti ise saltanat üzerine, sulta üzerinedir. Kim kazandı? Baktığınız zaman dünyaya Ali kazandı şüphesiz. Üç Müslüman’dan birinin adı Ali’dir, birininki Hasan, birininki de Hüseyin. Kimse çocuğuna Yezit ismi koymuyor. Bu ilkelerle siyaset yapmayı sürdürmek lazım. Ama bu, Numan Kurtulmuş’un siyasete ilişkin bir iddiası yok demek değil. Hayır, tam tersine, eğer yeniden büyük Türkiye’yi kurabileceğiz, bu memleketi yeniden güçlü ve muktedir hale getireceğiz iddia ve iradesine sahip olmasaydım asla siyasetin içinde olmazdım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">İddiam var diyorsunuz.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Hiç şüphesiz. Biz bu memleketi yönetmeyeceksek, biz medeniyetimizin çıkışını yeniden sağlayacak katkıda bulunmayacaksak, yerkürede yeni ve âdil bir sistemin kurulması için mücadele etmeyeceksek, muktedir şekilde siyaset yapmanın kararlılığı içinde olmayacaksak niye bu işin takipçisi olalım? Aksi takdirde kendi köşemizde bu sözleri söylemeye devam ederdik. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Verdana;">Mücadeleyi sürdürmekte kararlıyım</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Haziran’da adaysınız o zaman, o gözüküyor.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Bunu bu kadar somut olarak söylemekten ziyade, biz Türkiye’yi yeniden büyük Türkiye yapmak mücadelesinde milletin önüne düşüp liderlik yapmaya adayız. Bu irade ve kararlılıkta kim varsa onun için söylüyorum. Tek başına kalsak bile bu mücadeleyi sürdürmekte kararlıyız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Siyaset kadrolarla yürütülüyor. Yeni bir kadro ile Türkiye’ye yeni bir soluk getirilmesi gerektiğini, Saadet Partisi’nin bu anlamda kadrolarını yenileştirmesi gerektiğini düşünüyor musunuz, bu konuda hazırlığınız var mı?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Hiç kuşkusuz. Her halükârda, bu zor şartlarda Saadet Partisi’nin içinde kalmış bütün arkadaşlarım son derece değerli insanlardır. Hepsi zoru tercih ederek burada kalmış insanlardır. Ayrı ayrı hepsini tebrik etmek lazım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Şimdi Saadet Partisi, daha doğrusu Milli Görüş’ün bu anlamda önündeki problem toplumun yeniden Milli Görüş ile bütünleştirilmesidir. Bunun için de sözün sadece doğru olması önemli değil, dört tane doğrunun bir araya gelmesi önemlidir: Sözün doğru olması, doğru bir üslupla söylenmesi, doğru bir zamanda söylenmesi ve doğru adamlar tarafından söylenmesi. Bu dört doğruyu bir araya getirdikten sonra adı ne olursa olsun, Saadet Partisi bugün var, yarın yok, ama Milli Görüş siyasetinin önü açıktır. Sözü doğru söylüyoruz. Bu sözün milletimiz tarafından anlaşılması lazım. Biz daha 3 Kasım seçimlerinden itibaren söylüyoruz, bu memleketin çok büyük bir kısmı bizimle birlikte siyaset yapabilecek potansiyele sahiptir. Yeri gelmişken şu hatıramı da anlatayım. Siyasi hayatımın en anlamlı hatıralarından birisidir. Amerika Irak’ı işgal etmiş. İstanbul’da solun düzenlediği bir panel vardı, ben de konuşmacı olarak oradaydım. Salon büyük oranda sol kitle tarafından doldurulmuştu. Beş-on arkadaşımızla gittik. Soru-cevap faslında birisi: “Sayın başkan, güzel konuşuyorsunuz, bu kadar antiemperyalist laflar ediyorsunuz, bunların hepsine katılıyoruz. Ama biz bu kadar çok gösteri yapıyoruz, paneller düzenliyoruz, nerede sizin Müslümanlar?” dedi. Döndüm panele katılan o sol partilerin, derneklerin liderlerini göstererek, salondakileri göstererek: “Arkadaş, sen Müslümanları nerede arıyorsun? Bak bizim Müslümanlar salonda. Hepsi geldiler, burada sabahtan beri konuşuyoruz” dedim. Salonda beş-on saniyelik buz gibi bir sessizlik oldu, sonunda candan bir alkış geldi. Alkışlasınlar diye değil, ama insanlara kendi değerlerini hatırlatmak durumundayız. Kendisini en uzak hisseden insanların bile bizimle mutlaka bir ortak noktası, bir ara kesiti vardır. Ayrıştıran, farklılaştıran bir üslupla değil, birleştiren, bütünleştiren bir üslupla görüşlerimizi, doğru sözümüzü söylemeyi başarabilirsek toplumda Milli Görüş’ün yalnızlaşmasının önüne geçmiş olacağız, Milli Görüş’ü toplumla uzlaştırmış ve buluşturmuş olacağız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;">Siyaset sonuçta fırsat gerektiriyor. Bu fırsatı insanların size vermesi gerekiyor. Nasiptir veya değildir. Diyelim ki siz bu fırsatı yakaladınız, ne yapacağınız belli. Simgesel konuşmayı da bırakarak şöyle söyleyeyim, önümüzdeki Saadet Partisi kongresinde aday oldunuz ve genel başkan olamadınız diyelim. Bu durumda ‘Milli Görüş hareketinin önü açıktır’ derken bir partileşmeye gitmeyi mi kastediyorsunuz? Yani Numan Kurtulmuş Türkiye için sözü olan bir insandır ve bu sözünü kati surette söyleyecektir iddiasına sahip misiniz, değil misiniz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><span style="font-family:Verdana;">Yine Numan Kurtulmuş hakkında konuşuyoruz. Ama şunu söyleyeyim, dalga geçmiyoruz, spor olsun diye bu görüşleri söylemiyoruz, gençlik heyecanı içinde değiliz, bir iddia ve iradenin temsilcileri ve takipçileriyiz. Bu can bende olduğu, bu fikir bende olduğu müddetçe, bu fikirlerin bu toplumda gerçekleşmesi için elimizdeki bütün imkânları kullanacağız. Sağlığımız elverdiği müddetçe bu mücadeleyi yapacağız. Bunu yaparken de bütün milletimizi toparlayacak, milletimizin ara kesitlerini bulacak, toplumun önüne bir siyasal önderliği koyacak perspektifle bu çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyim.<em> </em></span></p>
<p style="text-align:left;">
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ideopolitik.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ideopolitik.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ideopolitik.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ideopolitik.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ideopolitik.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ideopolitik.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ideopolitik.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ideopolitik.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ideopolitik.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ideopolitik.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ideopolitik.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ideopolitik.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ideopolitik.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ideopolitik.wordpress.com/25/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=25&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/numan-kurtulmus-milletin-iradesi-kimsenin-cebinde-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">ideopolitik</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/dsc094111.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Numan Kurtulmuş</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/dsc09393.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Numan Kurtulmuş</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İncil’den güncele: İdeofaşizm</title>
		<link>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/incil%e2%80%99den-guncele-ideofasizm/</link>
		<comments>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/incil%e2%80%99den-guncele-ideofasizm/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 21:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ideopolitik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[apokalips]]></category>
		<category><![CDATA[Clinton]]></category>
		<category><![CDATA[faşizm]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı Seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hegel]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey kutbu]]></category>
		<category><![CDATA[McCain]]></category>
		<category><![CDATA[Obama]]></category>
		<category><![CDATA[Papa Urban]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ideopolitik.wordpress.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[İBRAHİM ALTUNCU “Altıncı melek borazanını çaldı. Tanrı&#8217;nın önündeki altın sunağın dört boynuzundan gelen bir ses işittim. Ses, elinde borazan olan altıncı meleğe, &#8220;Büyük Fırat Irmağı&#8217;nın yanında bağlı duran dört meleği çöz&#8221; dedi.” İncil, Vahiy: 9 Epigraftaki büyük Fırat Irmağı’nın yanında bağlı duran bu dört melek, İncil’e göre on binlerce atlıdan oluşan ezici bir ordu ile [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=15&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:Verdana; 	panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536871559 0 0 0 415 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p.MsoFooter, li.MsoFooter, div.MsoFooter 	{margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	tab-stops:center 8.0cm right 16.0cm; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]&gt; &lt;!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} --> <!--[endif]--><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İBRAHİM ALTUNCU</span></strong></p>
<blockquote>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">“Altıncı melek borazanını çaldı. Tanrı&#8217;nın önündeki altın sunağın dört boynuzundan gelen bir ses işittim. Ses, elinde borazan olan altıncı meleğe, &#8220;Büyük Fırat Irmağı&#8217;nın yanında bağlı duran dört meleği çöz&#8221; dedi.”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İncil, Vahiy: 9</span></p>
</blockquote>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Epigraftaki büyük Fırat Irmağı’nın yanında bağlı duran bu dört melek, İncil’e göre on binlerce atlıdan oluşan ezici bir ordu ile insanları kahreder. İncil ve Tevrat bağlıları binlerce yıllık kapsamlı bir apokaliptik yazımın etkisi altındadırlar. Günümüzde de Amerikan ultra sağını besleyen Evanjelik ideolojinin, yani post-nazist yaklaşımın bütün bir düşün evrenini bu apokaliptik yazımın belirlediğini ileri sürenlerin sayısı hiç de az değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yeni bin yılın büyülü (Magic) bir çağ olacağını geçen yüzyılın sonunda yavaş yavaş algılamaya başlamıştık. Çünkü birçok heretik öğretiye göre insanlık kıyamete o denli yaklaşmıştı ki, artık birçok fevkaladenin zuhur etme zamanı gelip çatmıştı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Hepimiz farkındayız ki, bu durum kapsamlı ve derinlikli bir proje niteliği taşıyor. Örnek mi, hemen son on yılda çocuklar için vizyona giren animasyon filmlere bir bakın. Ezici çoğunluğunda heretik öğretilerin </span></p>
<div id="attachment_16" class="wp-caption alignnone" style="width: 435px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/papa-urban.jpg"><img class="size-full wp-image-16" title="papa-urban" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/papa-urban.jpg?w=500" alt="Papa II. Urban’ın “mukaddes ordusu” Endülüs Müslümanlarına seferde."   /></a><p class="wp-caption-text">Papa II. Urban’ın “mukaddes ordusu” Endülüs Müslümanlarına seferde.</p></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">birçok unsurunu görebilirsiniz. Benim en çok dikkatimi çeken, çoğunda kuzey kutbundan bahsedilmesi olmuştur. Bu heretik öğretilerin en açık biçimde sergilendiği yapım ise daha geçen sene vizyona giren Transformers filmi oldu. Burada düpedüz kuzey kutbundan yeni bir efendinin yeryüzüne gelişi anlatılır. Şimdi, gelin de komploculuk yapmayın. İnsan “küresel ısınma külliyatının başköşesinde duran kutupların erimesi olgusunun arkasında böyle bir amaç yatıyor olabilir mi” diye düşünmeden edemiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Küçük bir tebessüm dudaklarınızda belirdi belki, ama dünyaya yön vermeye çalışanların bu kadar ahmakça iş yaptıktan sonra bir de kuzey kutbundan dünyanın yeni efendisini ortaya çıkarmayacağını kim garanti edebilir? Kuşkusuz bu şapkadan yeni bir tavşan çıkarmak olurdu, hepimiz buna çok şaşırır ve belki de gülerdik, kim bilir. Tıpkı mevcut topal ördek lakaplı ABD başkanının soyadının “çalı” anlamı taşıdığı ve bunun Musa’nın dağda yanaştığı alevler içindeki çalılık demek olduğu veya müstakbel ABD başkanı McCain’in soyadının “Kabil”, yani kardeşi Habil’i öldürerek kötünün ebedi simgesi haline gelmiş olan Kabil demek olduğu gibi “esaslı komplo” unsurları içeren “tesadüfler”e de istersek gülebileceğimiz gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Biz kıyametin zamanının gaybi bilgi olduğunu idrak etmişlerdeniz şükür ki. Hiçbirimiz de kıyamet inşa etmekle uğraşmıyoruz. Gene de peşimizi bırakmaya niyeti olmayan bu sapkınlıkların takibi altındayız. Bunaltıcı bir faşizm, daimi bir nükleer tehdit, ibadethaneleri postallar ile çiğneme, çoluk-çocuk katletme, Guantanamo felaketi gibi o “zarafet dolu milenyum vicdanına” kara bir leke olup çarpılan kötülükler de çağın biz “öteki”leri için bir nevi bonus olsa gerek.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Müslümanların Batıya karşı tavır alışlarında geçen yüzyılın sonlarına kadar umutsuzca bir hal seziliyordu. Kendilerini Batının vaat ettiklerini kültürel içerme ile bünyelerine katma mecburiyetinde hissediyorlardı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği atılımlar hem Batıyı, hem Doğuyu şaşırtmamış mıydı? Üstelik 19. Yüzyıldan beri Müslümanlar Batının kendilerine sunduğu ilerleme fikrini ve teknik gelişmeleri kendileri talep etmemişler miydi? Hamilton Gibb İslam Medeniyeti Üzerine Araştırmalar adlı eserinde buna şöyle değiniyor: “Askeri ve endüstriyel teknikleri Mısır’a getiren Napoleon değildir, bunları isteyen Mehmet Ali Paşa (Kavalalı) olmuştur. Kanunların, parlamenter kurumların, zorunlu eğitimin ve basın özgürlüğünün benimsenmesini Batılılar savunmamıştır, bütün bu kurumlar Doğunun kendi halkları tarafından talep edilmiştir. Sinemaların bütün Orta Doğu kasabalarına yayılışının sebebinin yalnızca Batılılar’ın kazanç aşkı olduğuna ya da plajlar kurulmasının yalnızca onları memnun etmek için yapıldığına cidden inanan kimse var mıdır?”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Evet, geçtiğimiz iki uzun yüzyıl boyunca Gibb’in dediği gibi Müslümanlar Batının sunduğu birçok yeniliği ithal etmek durumundaydılar. Bu aynı zamanda Batının ekonomi-politiğinin de Müslüman dünyaya entegrasyonu demekti. Ta ki, geçen yüzyılın sonunda ABD’nin yıkıcı küresel saldırısının Müslüman coğrafyaya tebelleş olmasına kadar. Böylece tartışma yeniden başladı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">ABD’nin bu gizemci, karanlık süvarilerinin medeniyetler çatışması zeminini oluşturan baskılamaları tarihsel bağlamından kopuk olarak algılanamaz. Tarih her zaman yutucu güçlerin ideolojilerine bağrında bir yer vermeyi becerir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<div id="attachment_17" class="wp-caption alignnone" style="width: 435px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/adsiz.jpg"><img class="size-full wp-image-17" title="adsiz" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/adsiz.jpg?w=500" alt="Bush’un ordusu Irak Müslümanlarını uygar dünyaya intibak ettirmek üzere görevde."   /></a><p class="wp-caption-text">Bush’un ordusu Irak Müslümanlarını uygar dünyaya intibak ettirmek üzere görevde.</p></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bush politikalarının Ortadoğulu Müslüman milletlere yönelik adımlarının “fetihçi” karakteri açık biçimde vurgulanmaktadır. Bugün Ortadoğu’nun istilası ile İber Yarımadası’nda Mağripli Müslümanlara karşı Haçlılarca yürütülen Reconquista (Yeniden fetih) hareketi arasında anakronik olsa da olağanüstü benzerlikler kurulabilir. Papa II. Urban I. Haçlı Seferini başlatırken yağmacı, günahkâr ordusuna hem endülijans (Günahların kilise tarafından bağışlanması), hem de Doğunun hazinelerini vaat ediyordu. Bush ve tarikat yoldaşları da hem “dünyayı günahkârlardan arındırıyorlar”, hem de Müslüman topraklarının rantını devşiriyorlar bugün.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Arnold Toynbee “Batı medeniyet dairesine hiçbir katkı verme imkânı bulunmayan ve giderek milliyetçi akımların etkisi altına giren Doğulu toplumların sonuçta Batının proleter kalabalıkları içinde yitip gideceğini” ileri sürmüştü. Gerçekten de II. Savaşın hemen ardından oluşan dünya düzeninin bütün Batı dışı toplumlar için öngördüğü var oluş biçimi de bu oldu. Zaten “Doğu despotik rejimlerinin” baskıladığı bu kitlelerin “özgür dünyanın” demokratik ortamına ne gibi bir katkısı olabilirdi ki! Avrupa merkezli aklın bu modern Hegelci anlayışı sayesinde “yeni sömürgecilik” farklı bir şekilde ikame edildi. Bu sömürgeler artık bir bölge valisine bağlı değildi, rejimleri de az çok demokratikleştirildi. Montesquieu’nun despotikleri, General Marshall’ın cebini doldurduğu Truman’ın demokratlarına dönüştürüldü. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ekonomik vesayet altındaki bu yapıların, tam da Hegel’in anlayışına uygun olarak, asla toplumsal benliğe dayalı bilinç formasyonu geliştirmesine izin verilmedi. Bu, her ülkede yeteri başarıyı sağlayamasa da etkili bir şekilde uygulandı. Sonuçta iki kutuplu dünya gerçekliği içinde geçerli bir uluslararası değer taşımayan diplomasiye sahip, geri kalmış ekonomisi, çatışma içeren toplumsal dokusu ile bir yarıküre yaratıldı. Hegel’in çağı şekillendiren diyalektik ilkeleri, ideofaşist düzenin sağlamlaştırılmasında kullanıldı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Müslüman dünyanın bazı önde gelen üyeleri geçen yüzyılda modernitenin meydan okumalarına hızla modernleşerek cevap verdiler. Türkiye Cumhuriyeti devleti özelinde daha iyi anlaşılabilecek bu tutum tarihin yepyeni bir dönüm noktasına geldiğimiz şu birkaç on yıl içinde daha ne kadar sürebilir?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Konuya bir de ülkemiz üzerinden bakalım. 2002’de AK Parti hükümetinin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin gizli ve açık dinamikleri arasında sert ve kesif bir hesaplaşma başladı. Mesele küresel bağlamda tanımlanmış, konuşlandırılmış Türkiye’nin yeni yerinin ve yönünün ne olacağına ilişkindi. Türkiye’nin kimi medya ideologlarının ve bazı siyasi temsilcilerin iddialarına göre AK Parti Türkiye’yi küresel sistemin azgın sularına fütursuzca atıyordu. Bu Batılı ekonomi-politiğin yarım kalan işinin yeni yüzyılın başında tamamlanması demekti. Böylece Lozan’da belirlendiği iddia edilen 100 yıllık sürenin sonuna gelinirken Türkiye Cumhuriyeti’ne görkemli bir son hazırlanıyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Acaba, gerçekten de böyle mi? Gerçekten de ülkemizde olan bitene bakıp devletimizin sessiz bir cinayete sürüklendiğini düşünebilmek mümkün mü? Türkiye mevcut küresel ilişkiler sistemine yeni bir meydan okumanın eşiğinde midir, yoksa teslimiyet bayrağının gölgesinde soluklanan tıknefes bir koşucunun fotoğrafı mıdır elimizde baktığımız?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bu konularda kesin yargılara varabilmek için henüz erken. Ancak bildiğimiz şu ki, derin, köklü ve güçlü iradesi olmayan bir milletin hiçbir coğrafyada bin yıl yaşamasının mümkün olmadığıdır. Burada bin yıldır yaşıyor olmamızın ebedi olarak yaşayacağımızın garantisi olmadığını da bilerek önlemler almaya devam ediyoruz. Bana göre Türkiye’nin son beş yılına ve gelecek on yılına damgasını vuran ve vuracak olan gelişmelerin doğru okuması bu olabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Şimdi İncil’in misyonunu tamamlamayı öngören ideofaşistlerle Müslüman dünyanın yeniden hesap göreceği bir döneme giriyoruz. Bu hesaplaşmayı medeniyetler çatışması örtüsüne büründürmek isteyenler de çok iyi biliyorlar ki, dünyaya seyrettirdikleri kâbus gerçekte onların abus rüyalarının ta kendisidir.</span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ideopolitik.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ideopolitik.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ideopolitik.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ideopolitik.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ideopolitik.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ideopolitik.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ideopolitik.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ideopolitik.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ideopolitik.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ideopolitik.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ideopolitik.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ideopolitik.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ideopolitik.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ideopolitik.wordpress.com/15/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=15&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/incil%e2%80%99den-guncele-ideofasizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">ideopolitik</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/papa-urban.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">papa-urban</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/adsiz.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">adsiz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hegemonlar son raunda çıkıyor</title>
		<link>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/hegemonlar-son-raunda-cikiyor/</link>
		<comments>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/hegemonlar-son-raunda-cikiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 21:08:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ideopolitik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ideopolitik.wordpress.com/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[İBRAHİM ALTUNCU Küresel siyaset yeni bir aşamaya giriyor. Bir bakıma dünya yeniden formatlanıyor. “Sistem geri yüklenirken” medeniyetler çatışması olarak kategorize edilen mevcut siyaset artık farklı bir morfoloji geliştirmek, yeni bir kalıp içine girmek durumunda. O çok beklenen “Kutsal Milenyum”un gözde “nesnesi” İslâm’dı. Yeni tehdit algısı içinde ilk sıraya yükselen İslâm, medeniyetler arası rekabetin kavşak noktasıydı. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=4&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;   &lt;![endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İBRAHİM ALTUNCU</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Küresel siyaset yeni bir aşamaya giriyor. Bir bakıma dünya yeniden formatlanıyor. “Sistem geri yüklenirken” medeniyetler çatışması olarak kategorize edilen mevcut siyaset artık farklı bir morfoloji geliştirmek, yeni bir kalıp içine girmek durumunda. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<div id="attachment_5" class="wp-caption alignleft" style="width: 293px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/bush.jpg"><img class="size-full wp-image-5" title="Bush ve küçük, faşist iç âlemi bütün dünya için sorun olmaya devam ediyor." src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/bush.jpg?w=500" alt="Bush ve küçük, faşist iç âlemi bütün dünya için sorun olmaya devam ediyor."   /></a><p class="wp-caption-text">Bush ve küçük, faşist iç âlemi bütün dünya için sorun olmaya devam ediyor.</p></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">O çok beklenen “Kutsal Milenyum”un gözde “nesnesi” İslâm’dı. Yeni tehdit algısı içinde ilk sıraya yükselen İslâm, medeniyetler arası rekabetin kavşak noktasıydı. Dünya kapitalizminin önünde duran son duvar da “ötekileştirme” ideolojisi eşliğinde gerekirse zor kullanılarak yıkılmalıydı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Gelinen bu aşamada ABD bir efendi-jandarma misyonu ile hareket ediyor. 19. Yüzyılın sonuna kadar esamisi okunmayan ABD ile biz de tarih derslerinde hâlâ çocuklarımıza ezberlettiğimiz Wilson Prensipleri aracılığıyla tanıştık. Bir klasik çağın bitişini ve coğrafyanın darmaduman edilerek paylaşımın yeniden ikamesini sağlayan I. Dünya Savaşı batılı aktörlerin arzuladıkları jeopolitik şartları oluşturması ile sonuçlandı. Osmanlı Türkleri tarihten kovalandı. Doğunun ve Ortadoğu’nun hazinelerinin Batının kesin tahakkümü altına girmemesi için hiçbir sebep kalmamıştı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ama ne var ki, barbar Germen kavminin Bavyeralı boyu ile Yarı Tanrı Japon İmparatoru yeni süreçte oyunbozan “rol”üne soyundular. Führer dünyayı “ebedi Germanik nizama” boyun eğdirme peşindeydi. </span></p>
<div id="attachment_6" class="wp-caption alignleft" style="width: 307px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/hitler_mussolini2.jpg"><img class="size-full wp-image-6" title="hitler_mussolini2" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/hitler_mussolini2.jpg?w=500" alt="Führer ve Duçe… Çağdaş takipçilerine 65 yıl önceden yol gösterdiler."   /></a><p class="wp-caption-text">Führer ve Duçe… Çağdaş takipçilerine 65 yıl önceden yol gösterdiler.</p></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yüce Nippon Güneşi ise Pax Nipponica sayesinde “Büyük Asya Refah Alanını” kurarak dünyanın hakimi olacaktı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Sonucu biliyoruz. II. Dünya Savaşı’nın bir silindir gibi ezip üzerinden geçtiği Almanya ve Japonya hızla silahsızlandırılmış, ordu kurmaları yasaklanmış, ekonomileri vesayet altına alınmıştı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Totaliter düzen arayışları insanlık tarihinin her aşamasında var oldu, var olmaya devam edecek. Irak’ı işgal eden ABD başkanı da Haçlı Seferinden söz ediyor, insanlığı kurtarmaktan dem vuruyor. Vazedilen dünya düzeninin kabul görmediği hiçbir kara parçasının kalmaması yeni emperyal patronajın temel amacı. Oysa tarih yeni sömürgecilerin planlarına uymayacak kadar kurnaz ve vefasız. Dünyaya nizamat verme davasının kabul edilebilir gerekçeleri yok ve yeni sömürgeciler hiçbir şekilde “büyük devlet” reflekslerine sahip değiller. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">ABD’nin önünde artık içinden çıkamayacağı karanlık dehlizlerle, patikalarla dolu yeni bir dünya tasarımı var. Bu yeni dünya tasarımı temelde küresel senyorajın kendi arasındaki çelişkilerin yarattığı giderek yaklaşan büyük buhranın bir eseri.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">ABD’nin beyni kaslarından besleniyor</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">ABD savaşın yarattığı bir ekonomiydi. Daha II. Dünya Savaşı bitmeden, 1944’te Breton-Woods Konferansı ile savaş sonrası dünya ekonomik düzeninin kararları alındı. Bu kararlar ABD için tartışmasız biçimde dünya hegemonyasına giden yolu açtı. Toplantı Dünya Bankası ve IMF’yi doğurdu. Bu bir bakıma günümüze kadar süren yeni sömürgeci ekonomik düzenin ortaya çıkışıydı. Altın karşılığı oluşan küresel kur düzeni, bu kararlarla birlikte altın rezervinin dolar karşılığı olarak belirlendi. Böylece dolar başat ekonomik değer, dolar paritesi ise küresel belirleyici eşik değer haline geliyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Amerikan ekonomisi Soğuk Savaş düzeni içinde muazzam askeri gücünün yarattığı korku rejimi ile 40’lı yıllardan beri dünyanın bir numaralı ekonomisi olmayı sürdürüyor. ABD tarih içinde belli bir zaman diliminde askeri gücü ile ekonomisi arasında stratejik korelasyon kurmayı başaran imparatorlukların son zirve örneği. Ancak dedik ya, tarih kurnaz ve vefasızdır; beyni giderek kaslarından beslenen yapılar için her an bir şaka kurgulayabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">ABD aslında 1980’lerde yapısallaşma sinyalleri veren, ancak birtakım hızlı ve etkili tedbirler yoluyla 2000’li yılların başına kadar ötelenen gizlenmiş arızalar ve hastalıklarla karşı karşıyaydı. Ekonomi yönetimi 2000’li yılların başında yaşanmaya başlayan dramatik durgunluğu aşmak için olağanüstü finansal genişleme yoluna gitti. Hemen ardından Irak’a saldırdı. İçeride gelişmekte olan enflasyonist baskıya, küresel sarnıçlarda doların rezerv para olarak kalması ve değerinin korunması yoluyla cevap verdi. Finansal araçlar kullanarak cari açığını yamamaya çalıştı ve böylelikle ekonomisine yapay bir canlılık sağladı. Küresel finansman ithal edebilmek için bu finansal atmosferi bütün dünyaya yaydı. Ancak gelinen noktada mortgage krizinde somutlaşan olağanüstü bir stagflasyon ortamına düştü. Amerikan ekonomisi giderek karnı şişen hasta bir adama benziyor. Yapay şişirilmiş piyasalar konut krizi ile giderek tıkanma yolunda. İçeride krediler yoluyla fonlanacak bir talep de kalmamış durumda. Merkez Bankası’nın faiz oyunları ile gazını almaya çalıştığı bu ekonominin kan dolaşım sisteminde tıkanma başladığında savaş çıkarmanın da ABD finans-kapitalizmini kurtarması mümkün olamayabilir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Dünya 1929 buhranına ya da 70’lerdeki büyük petrol krizine benzer yeni bir yıkıcı küresel ekonomik krizle karşı karşıya bırakılıyor. Hiç kuşku yok ki bu kriz dünyayı yeniden formatlamak isteyen güçler tarafından tetikleniyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Tarih… şimdi, yine, yeniden</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">ABD’nin II. Dünya Savaşının ardından Sovyetler tarafından dengelenmeseydi dünyaya neler yapabileceğini hiç düşündünüz mü? Bereket ki, Sovyet gücü Avrupa’nın ve dünyanın diğer bölgelerinin ABD tarafından “ham” yapılmasını engelledi. İşte 1989’da köhne Sovyet düzeni çöktükten sonra ABD’nin eserleri ortada. ABD 1989’da tek kutuplu düzenin kuruluşundan bu yana dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir sorunu çözebilme şansına sahip olamadı. “Büyük devlet refleksi” gösteremedi ve giderek dünya üzerindeki bütün güvenilirliğini yitirdi. Bugün dünya yeni aktörlere gebedir. Yaşadığımız kriz de bu doğumun sancılarından başka bir şey değil.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">George Soros kazanılanların hızla kaybedileceği bir döneme girildiğini söylüyor. 1990’larda Tarihin Sonu teziyle dünyayı ayağa kaldıran ve bir bakıma Yeni Amerikan Düzenini/Yüzyılını müjdeleyen Francis </span></p>
<div id="attachment_7" class="wp-caption alignleft" style="width: 252px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/fukuyama.jpg"><img class="size-full wp-image-7" title="fukuyama" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/fukuyama.jpg?w=500" alt="Tarih sona erdi, mutlak kapitalizme geçildi… Fukuyama CIA danışmanı olarak Neo-Con zihnini kuran teorisyenlerden sayılabilir."   /></a><p class="wp-caption-text">Tarih sona erdi, mutlak kapitalizme geçildi… Fukuyama CIA danışmanı olarak Neo-Con zihnini kuran teorisyenlerden sayılabilir.</p></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Fukuyama, daha 20 sene geçmedi ki ABD’nin bütün dünyada gerileyeceğini savunmaya başladı. Küresel kapitalizmin çatışma ideologu Huntington’dan ise henüz ses yok. Öyle görünüyor ki tarih yeni başlıyor, yeniden başlıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Küresel siyasetin sadece güç kullanımına dayalı olarak yürütülemeyeceği açıkça ortaya çıkıyor. Dünyaya demokrasi getirme yalanının tasfiyesi giderek daha mümkün hale geliyor. Ancak bu hiç de kolay olacağa benzemiyor: Devler yere kapaklanacağı zaman cüceler kaçacak delik arar.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Zaman hızla bir siyasi türbülansa doğru ilerliyor. Herkesin gözü kulağı Kasım ayındaki ABD başkanlık seçimlerinde. Çünkü bu vahşi bufalonun sağrısındaki her titreme dünyanın geleceği için çok önemli sayılıyor. Dünyanın esenliğini isteyen liberal eğilimliler Obama’nın ABD seçimlerini kazanmasını arzuluyorlar. Ama ben şimdiden “müjde”yi vereyim. Seçimleri ne McCain, ne Obama kazanacak; seçimleri Amerikan gizli devleti kazanacak. Beyaz Saray’ın McCain’e devredilmesinin ardından, Hillary’nin Obama için dile getirdiği senaryonun asıl yeni başkan için gösterime girmesi mümkünler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hasta ve yaşlı McCain’in “olası en uygun yöntemle” iktidarı “esas oğlan”a, yani ABD gizli iktidarının seçtiği temsilciye bırakması bile söz konusu olabilir. Bu nedenle dikkatleri McCain’in yakın ekibine yöneltmek doğru olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Hem Obama’nın, hem de Hillary’nin Demokratların adayları olarak ortaya çıkarılmaları üzerinde düşünmek gerekiyor. Dünya hakimiyetini sürdürmek mecburiyeti olan bir ülkenin nereden çıktığı belirsiz, tecrübesiz </span></p>
<div id="attachment_8" class="wp-caption alignleft" style="width: 293px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/obama-clinton.jpg"><img class="size-full wp-image-8" title="obama-clinton" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/obama-clinton.jpg?w=500" alt="Obama ve Clinton… Yeni Neo-Con iktidarının siyasi kuklaları."   /></a><p class="wp-caption-text">Obama ve Clinton… Yeni Neo-Con iktidarının siyasi kuklaları.</p></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">birine veya kifayetsiz muhteris bir kadına teslim edilmeyeceği ortadadır. Bu iki talihsizin görevi yıpranmış Neo-Con iktidarını sağlama almaktan başka bir şey değil. Oysa McCain’in karşısına şimdi çıkarılacak bir Demokrat John Kerry’nin seçimleri silip süpüreceğinden hiç şüphem yok. Bunu bilen ABD gizli iktidarı bu sefer gardını ters kuruyor. Böylelikle Bush’un ikinci seçilişinde yaşadıkları rezaleti önlemenin garantili bir yolunu buldukları anlaşılıyor. Bir tarafta ABD çıkarlarının şahin savunucusu, “Vietnam kahramanı” John McCain; öte yanda siyahi, dinsel inançları belirsiz, üstelik ahmak görünümlü Barack Obama. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">“White-Anglosakson-Protestan” (WASP) olan, ırkçı bilinçaltına sahip ABD seçmeni Obama’ya nasıl oy verecek, verebilir mi? İslâm’ın kalbine savaş açmış bir iktidarın babası Müslüman birini kendine başkan yapacağını düşünebilmek olsa olsa bir siyaset ironisi olabilir. Nihayetinde bütün bu tartışmalar için hüküm cümlesi şu olabilir: Bir seçim sonucu ancak bu kadar profesyonelce “organize” edilebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yeni oyun teorisi, yeni savaş, yeni oyuncular</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Küresel “intellect”in sağ ve sol lobu olan “İngiliz-Yahudi simbiyotik (Ortak yaşamsal) birliği”, AB ve Rusya dünya siyasetinde sürmekte olan oyuna ağırlığını koyan yeni oyuncular. Yerküre bir anlamda I. Dünya Savaşı öncesindeki geleneksel siyaset düzenine dönüş yapıyor. Klasik oyuncular olan İngiltere, Rusya, Almanya, Fransa ve Osmanlı coğrafyasının doğal varisi Türkiye tekrar sahne alıyor. ABD’nin politika üretme yeteneklerinin hızla dengelenmesi elzem hale geliyor. Bu süreç yeni oyuncuları, karşı oyuncuları arıyor. İşte bütün bu gelişmeler bazı ülkeler kadar bizi de zorluyor, terletiyor, titretiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bugün siyasi bahis kulislerinde Ortadoğu’da ipleri eline almış bir İngiltere üzerine 1’e 7 oynamaya hazır binlerce politika tüccarı, madrabazı, kumarbazı var. Böyle bir gelişmenin Ortadoğu’da güvenlik kaygılarını </span></p>
<div id="attachment_10" class="wp-caption alignleft" style="width: 293px"><a href="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/kralice-elizabeth.jpg"><img class="size-full wp-image-10" title="kralice-elizabeth" src="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/kralice-elizabeth.jpg?w=500" alt="Kraliçe’nin Türkiye ziyareti hem iç siyaset için, hem de yeniden şekillenmesi muhtemel Ortadoğu ve İç Asya politikaları açısından derin anlamlar taşıyor."   /></a><p class="wp-caption-text">Kraliçe’nin Türkiye ziyareti hem iç siyaset için, hem de yeniden şekillenmesi muhtemel Ortadoğu ve İç Asya politikaları açısından derin anlamlar taşıyor.</p></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">ve küresel terör tehdidini belli oranda azaltabileceği düşünülebilir. Çünkü iplerin İngiltere’nin eline geçtiği bir Ortadoğu’da ABD’nin İran’ı kullanarak yeni bir politika inşa etmesi imkânsız hale geleceği gibi, İsrail konusunda da imam ile hahamın bir serinletici rüzgâr estirmeleri son derece mümkün ve akla uygundur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İngiliz-Yahudi simbiyotik birliğinin dünya genelinde yeni bir oyun teorisi üzerinde çalıştığı anlaşılıyor. Bugün Irak dünya cehenneminin tam ortasıdır. Bu coğrafya küresel meydan okumaların, tilki siyasetinin en iyi sergileneceği yer. Ayrıca dünyanın bir numaralı meselesinin merkezi. Irak işgalinin bir başka önemli sonucu da ABD’nin dünya enerji idaresini eline geçirmesidir. İşte başta Avrupa olmak üzere bütün oyuncuların en temel korkulu rüyası bu. İşgal sürecinin son yılında hızla artan petrol fiyatları yeni enerji rejiminin bir göstergesi sayılabilir. ABD arzu ettiği her an İran’la gerilimi yükselterek petrole bağlı bütün dünya piyasalarını baskılayabilir. Manzara 1970 petrol krizindeki gibidir. Patlayan petrol fiyatları Avrupa ve hatta dünya hazinelerinde dolar stoklarını hızla eritebilir ve cebimizdeki doları Ortadoğu ülkeleri eliyle Amerikan hazinesine taşıyabilir. Bu amansız ekonomik çatışmanın sürdürülebilir tarafı kalmamıştır. Artan fiyatlar AB ülkelerinin enerji girdilerini zıplatırken, kesifleşen istikrarsızlık bölgede yıkıcı bir savaşı ve yeni yeni aktörleri çağırıyor sahneye.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Sun-Tzu yine mi haklı çıkacak?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">2008 ve sonrasındaki birkaç yıl savaşmak için en kötü mevsimler. Hani “mevsimler de her türlü fenalığı yapmaya” mütemayilken herkes yeni bir savaşa girmeden vartayı atlatmaya bakıyor. Biri hariç: ABD. Çünkü ABD kapitalizmi kendini yeniden var etmenin tek yolunun savaş olduğunu biliyor. Savaşı sırtlayacak kim kaldı dünyada? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Oysa artık dünya ABD’ye bırakılamayacak kadar önemli bir gezegen. Eğer 1940’larda olsaydık farklı düşünebilirdik. Coğrafi ve ekonomik paylaşım gerçekleşirken lime lime dağınık Avrupa’nın yükselen Amerikan askeri ve politik gücü karşısında yapabileceği bir şey yoktu. Kıta Avrupası Truman Doktrini sayesinde kendini yeniden yapılandırmak zorundaydı. En nihayet, Avrupalılar Dördüncü Roma’yı ve “ayrımsız, imtiyazsız (!) boylar birliğini” kurduklarını düşünmeye başladıktan sonradır ki ABD hegemonyasına karşı adım atmak cesaretini bulacaklar gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yüzyıllar önce Sun-Tzu hiçbir ülkenin savaşın uzamasından kârlı çıkamayacağını söylemişti. “Uzun Savaş Doktrini”ni hayata geçiren Pentagon’un da, tüm geçmiş hegemonlar gibi, Irak’ta uzayan savaştan nihai olarak kârlı çıkması mümkün görünmüyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bugün hızla II. Savaş sonrası yaratılan düzenin sonuna geliyoruz. Yakın vadede bu kargaşanın tarihi altüst edebileceğine, tarihe yeni bir su yolu, yeni bir akış rejimi getirebileceğine tanık olabiliriz. Glasnost ve Perestroyka’yı yeni çağın başlangıcı olarak sunan ve insanlığa özgürlük retoriği dolu mektuplar yazan “modern müjdeci azizler” dünyayı koskoca bir yalanla aldattılar. Soğuk Savaş reflekslerini üzerinden atamayan rejimler bu süreçte un ufak olup gitti. Şu anda olanca hızıyla süren yeni formatlama ile birlikte “masaüstünde kullanılmayan öğeler” de tarihin çöplüğüne gidecek. Yalan okşayışlı demokrasi rüzgârlarının estiği vadilerde ise bugün kan, kırım ve acının anıtları yükseliyor. </span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ideopolitik.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ideopolitik.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ideopolitik.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ideopolitik.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ideopolitik.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ideopolitik.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ideopolitik.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ideopolitik.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ideopolitik.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ideopolitik.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ideopolitik.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ideopolitik.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ideopolitik.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ideopolitik.wordpress.com/4/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ideopolitik.wordpress.com&amp;blog=5211261&amp;post=4&amp;subd=ideopolitik&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ideopolitik.wordpress.com/2008/10/18/hegemonlar-son-raunda-cikiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">ideopolitik</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/bush.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Bush ve küçük, faşist iç âlemi bütün dünya için sorun olmaya devam ediyor.</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/hitler_mussolini2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hitler_mussolini2</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/fukuyama.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">fukuyama</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/obama-clinton.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">obama-clinton</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ideopolitik.files.wordpress.com/2008/10/kralice-elizabeth.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kralice-elizabeth</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
